Hayalim Bi' Çiftlik

Bi’ Avuç… – Karaburun

Birlikte olmanın tüm dayanışması ve de zorlukları ile doğaya dönen 7 arkadaş…

 

Bu sayfaya yolu düşen bir okurun, “Birkaç arkadaş bir araya gelebilsek” diye bir doğaya dönüş rüyası düşlememiş olması zor.

“İtici güçler” başlığında bir liste yapacak olsak, en başa yazacaklarımızdan biri böyle bir birliktelik olur.

İzmir’in Karaburun bölgesinde 7 arkadaşın bir araya gelerek oluşturdukları bi’ avuç kolektifi “bir araya gelme” hayalini hayata geçirmiş bir oluşum.

Onlar, “şehrin bireyci yapısına karşı topluluk halinde yaşayabilmek ve çalışabilmek” alternatifini tecrübe ediyor.

Ama birlik olmanın verdiği kuvvetin yanında, getirdiği zorluklar da bulunuyor.

bi’ avuç üyelerine de o zorlukları sorduğumuzda, tek bir madde duymuyoruz.

Ancak dedikleri gibi bu bir alternatifin tecrübe edebilmesi…

Bu onların hikayesi..

Fikir nasıl oluştu, ilk adımı nasıl attınız?

Bu konuda ortak bir fikir oluşmadı, ilk adım gibi gözüken aslında yıllarca yaşanan birikimlerin, hayatın getirdiklerinin zamana yaydığı gelişmenin bir sonucu. Başı veya sonu olan bir şey, pat diye verilen bir karar değil, bunu her birimizi hayatın getirdiği akıntının vurduğu bir kıyının varlığı gibi düşünebilirsiniz. O kıyı, zamanında oraya taşınan taş ve kumlarla oluşmuş bir ada gibi hatta…
Özellikle modern dönemden bahsediyorsak, bizim bir parçası olduğumuz türden kırsala dönüşün, geçtiğimiz yüzyılın yarısında başlayan alt kültür ve gençlik hareketlerinin bir devamı olduğunu söylesek yanlış olmaz herhalde.

Yeri nasıl seçtiniz, grup olarak mı karar verildi? 

Şans ve Mehmet Ali yıllardır güney ve batı bölgelerinde yerleşmek amacıyla pek çok yer baktılar. Engin ise ilk kez fotoğraf çekimine geldiği Karaburun yarımadasının bakir bölgelerini oldukça beğendi. Öktem’in anne babası yıllardır Karaburun da yaşıyordu. Anna ile Öktem daha önce yarımadanın girişinde 1 seneden uzun yaşamışlardı ve burayı tanımamızda vesile oldular. Ortak bir taşınma kararı alınmadan Tuğçe ve Engin çifti hızlı bir kararla Mordoğan a taşındılar ve sırasıyla hepimiz onların yakınına geldik.

Bu yarımadada bizim ilgimizi çeken eski bir projeden atıl kalan bir de sabun atölyesi vardı, şu anki ismi Mimas sabun olan arkadaşımız Aykut’un baştan yaptığı eski sabun atölyesi. Taşınma kararını almamızdan hemen önce o atölye için belediyeden talep ettiğimiz ihale açıldı. Ancak istenilen meblağ yüzünden biz o ihaleye girmeme kararı aldık. Bu kararla birlikteyse yepyeni kapılar açıldı. Taşınmalarımız ve sonrasında hayatımızda gelişen her şey o gün başlamış oldu.

İstanbul ile olan iş ilişikinizi koparabildiniz mi?

Tam olarak değil ne yazık ki. Kırsalda işler daha yavaş yürüyor ve para kazanmak için yapılan yatırımlar zamanla yerini buluyor. Birikmiş paramız olmadığı için maddi geçiş hala devam ediyor ancak şehirdeki işlerimizle ilişiğimizi hemen kesemiyoruz. Bu geçiş süreci, kimimiz için hala yoğun, kimimiz için ise daha rahat geçiyor.

Gelecekte sadece Bi’Avuç’tan elde ettiğinizle yaşamayı planladığınızı düşünüyoruz. Bunun gerçekleşmesi ile İlgili tereddütleriniz var mı?

Gelecekte yalnızca bi’avuç’tan elde ettiğimiz gelirle yaşamayı planlamıyoruz. Keza bi’avuç giderek kar amacı gütmekten farklı bir yere gidiyor. bi’avuç bizim için bir çatı oldu, dışarıyla iletişimimiz için de iyi bir kanal, ancak bi’avuç ürün ve maddi kazanç anlamında rölantide gidiyor. Bu biraz da kolektifin, ayrı ayrı bireylerinin tercihlerinden kaynaklanan bir durum. Başta bu işten para kazanmak isteyen de vardı, hobi gibi sürsün diyen de. Ancak son dönemde herkeste bir akışına bırakma hissiyatı var.

bi’avuç belki biraz daha tanıtım amaçlı veya sosyal girişimcilik gibi konulara yoğrulur mu şu an net bir şey yok ancak kolektifi oluşturan bizlerin maddi kazanç ile ilgili farklı planları var. Bunlardan bazıları kolektif içerisinde ikili üçlü grupların üzerinde çalıştığı konularken, bazı konular da yerel örgütler, kooperatiflerle işbirliği kapsamında farklı alanlarda devam ediyor, bazıları da kendi yerel girişimleri ile ilgili ticari işler yapmaya çalışıyor.
Kimimiz taze bitkileri damıtıp hidrosollerini hazırlıyor, kimimiz bitkileri kurutup onlardan tütsüler sarıyor, kimimiz bitki çayları yaratıyor, kimimiz atık kumaşları eco-printler ile birleştirerek çantalar tasarlıyor… Tıbbi ve aromatik bitkiler hepimizi birleştiren güç.

Grup olmanın artıları ve aynı zamanda zorlukları neler?

Dönemin hegemonyası bizi birey olmaya iterken, grup olmak, topluluk halinde yaşamak, çalışmak, alternatif bir yol olarak karşımıza çıkıyor. Sürekli bir arada yaşayan bir grup olmasak da iki çift (Anna- Öktem, Tuğçe- Engin) Furma çiftliğinde birlikte yaşamı deneyimliyorlar. Bi avuç insan olarak biz ise hep birlikte karar almanın, iş yürütmenin, emek verip, üretmenin zorluklarını ve keyfini bir arada yaşıyoruz.

Birlikte olmanın güzel yanları arasında, birbirine aile olmak, sarılmak, dertleşmek, zorluk anında yanında birinin olduğunu bilmek, yardım almak, sevgi almak gibi duygusal getiriler olduğu gibi ortak ekonomi, iş gücü, birlikte olmanın ortama getirdiği sinerji, yardımlaşma gibi ortak alanda meydana gelen rasyonel yanları da var.

Zorluk olarak da, birlikte iş yapmanın arkadaşlıklar üzerinde yorucu etkisi, farklı tercihlerin aynı düzlemde buluşmasının zorlukları, kişisel alanı ve mesafeyi korumanın zaman zaman mümkünlüğünü yitirebilmesi, para ve diğer konuların idaresinin ve iş bölümünün zaman zaman zorlaşması, konsensus usülü karar almanın işleri zamanında yürütmeyi engellemesi gibi faktörler var.

Kendimize dışarıdan bakarsak iş ve arkadaşlık ayrımı söz konusu olduğunda bizde terazi arkadaşlıktan yana basıyor. Bu da işlerin istendiği gibi yürümesinin önündeki bir engel olarak karşımıza çıkıyor.

Ürünlerinizi nasıl belirlediniz, nasıl satıyorsunuz?

Bir araya geldiğimizde çok farklı konulara oldukça heyecanlanıyorduk. Herkesin yoğunlaştığı şeyler var tabii. Kimisi kendi profesyonel alanına, kimisi hayattaki yeni ilgi alanına, kimimiz ise aldığı bazı eğitimlerin üzerine bir şeyler yapmak istedi. Farklı denemelerimiz oldu. Ancak bunlar içerisinde ürün haline gelenler, bitkiler, bitkilerden elde ettiğimiz doğal ürünler oldu. Aslında biraz grubun kadınlarının önderliğinde, çevremizdeki doğanın direk katkısıyla, gezinmek, toplayıcılık, el işi ile işlemek üzerine giden üretim sürdürülür şekilde ürünleşebildi. Çok bilinçli daha doğrusu zihin-egemen bir seçim değildi bu ürün seçimi. Hayatlar değiştikçe, farklı şeyler oldukça da başka ürünler katılıyor. Örneğin bu sene Anna’nın girişimi ile işin içine atık kumaş, atık malzeme ve eko-printten yapılan tekstil ürünleri, kooperatif üretimi mandalinalardan kuru meyve gibi farklı ürünler girdi ve ürün çeşitliliğimiz arttı. Denemeye devam ediyoruz.

Doğada üretime dair bilgili olan var mıydı aranızda? 

Çoğumuz şehir çocuğuyuz. Engin küçüklükten pazarlarda meyve sebze satmaya, tarlada toplama yapmaya, Anna ise köyünde geçirdiği yazlarda orman meyvesi toplamaya, patates, lahana gibi o bölgenin ürünlerinin tarımını yapmaya alışkınlarmış. Geri kalanımıza çok da değil.

Sizinle benzer bir oluşum için öneri almak üzere temasa geçenlere ne söylerdiniz?

Çok fazla beklemeyin, hayat o kadar uzun değil. Çok fazla düşünmeyin zihin o kadar geniş değil. Çok fazla plan yapmayın – plan yapın ama- göreceksiniz başladığınız zaman yol size ne fırsatlar sunacak, neler neler değişecek. Hislerinizi atlamayın, hislerinize önem verin ve nefes almayı unutmayın, zor anlarda nefesinize dönün. Uygulamaya geçmek için bilgi önemli ancak hiç kullanılmayan bilginin yararından çok zararı var bunu da unutmayın… derdik :))

View this post on Instagram

Geçtiğimiz hafta sonu @bi.avuc ailesi yine kocaman oldu, başımızdan bir nergis hikayesi geçti… Katılımcıların güzelliği ile daha da güzelleşen etkinliğimizde yine çok keyif aldık, karşılıklı öğrendik, dışımızdan emekleri, içimizden güzel duyguları ve dahasını birbirimizle paylaştık: 🎶 Birlikte müzik yaptığımız akşam havaran yakaladığımız melodileri, 🌼 Gün doğumuyla birlikte yaptığımız Nergis hasatını, 🌳 Büyülü Bozköy -Uzundere parkurunda yürüyüşümüzde yöresel florayı, 💜 Atölyemizde sohbetleri, 👩🏼‍🌾 Şadan Tütüncü ile sürdürülebilir yaşam ve tarım deneyimlerini, 🔮 İmbiğimizden çıkan Nergis kokularını, 💙 Hidrosole birlikte dokunuşlar ile mis kokulu ortam spreylerini, ❤️ Tüm bu birlikteliğin içimizde uyandırdığı duyguları… Narcissus’un ruhu ile Nergis’i yeniden keşfettik, bir kere daha öldük dirildik, bize katılan, hikayemizin bir kısmını bizlerle paylaşan katılımcılara, Nergis çalışmalarımızın devamında sağladıkları destek, denemeler ve bağlayıcı yeni hikayeler için @aromayogaterapi ye, güzel ev sahipliğinden ötürü @furmaciftlik e teşekkür eder, kocaman kalpler ve nergis dolusu güzel kokular dileriz. #biavuçatölye

A post shared by bi'avuc (@bi.avuc) on

Bi’ Avuç’un gelecekle ilgili planları neler? 

Kafada duran ve kağıt üzerinde başlayan projelerin daha rasyonel ve akredit planlar haline getirilmesi. Yerel ile daha sıkı ilişkiler kurmak, tarım konusunda denemeleri projelere dönüştürmek, farklı etkinliklere devam etmek, kooperatifler ve yerel yönetimler ile iş birliğinin artarak devam etmesi, farklı alanlarda -ekolojik mimari, permakültür vb.- çalışmaları somutlaştırmak ve arttırmak önümüzdeki periyodda gözüken planlar.
Geniş zamanlı planlarda da daha çok ağaç dikmek, daha çok üretmek ve daha çok sevgi vermek var.

Yurtdışı ile ilgili fonlar olsun, benzer oluşumlar olsun, bir temasınız var mı?

Burada Karaburun Kent Konseyi isimli, kar amacı gütmeyen bir kurumun bünyesindeki farklı insanlarla bu konuda görüştük. Onun dışında Avrupa Birliği fonları ile ilgili Manisa Kırsal Daire başkanı ile de bir temasımız oldu. Batı Köyleri Kooperatifi başkanı ile de yine Avrupa Birliği fonları ile ilgili bazı imkanları konuştuk. Zeytin Okulu’na eğitime gelen bazı hocalarımızın da bize fonlar ile ilgili tavsiyeleri oldu. Ancak tüm bu konuşmalar henüz derinleşmedi ve kayda değer bir ilerleme olmadı. Fon konusunda bolca görüş, fikir, bilgi geziyor ortada ancak pratikte olumlu bir gelişme az…

Bir Soru Sorun

yorum