Hayalim Bi' Çiftlik

Çiftlik Çubuk İşleri… – Ordu

Hayatını değiştiren her insan, motive kalmanın güçlüğünü yaşamıştır.

Çiftçiliğe bir iş olarak atılanların, “romantik hayatlar” yaşadığı üzerine yanlış bir algı var. Oysa çiftçilik, günbegün sorgulamalarla geçen, özellikle de yeni başlayanlar için motive kalmanın çok güç olduğu bir meslek.

Aslında hayatını bir şekilde değiştirme kararı vermiş her insan için en kilit kelime motivasyon…

Ama üniversitede yeni bir bölüme geçmek… Ama yeni bir işe başlamak… İnsanın kendi başına atıldığı her serüvende motive kalması, sebat etmesi çok önemli.

Özge Taş Yılmaz da 6 yıl önce güven alanını terk ederek kendi deyimiyle “çiftlik çubuk işlerine” başlamış. Bugün, Ordu’nun Ünye ilçesinde “büyük bir bilinmezlik olan doğayla” iç içe yaşarken motive kalmaya, öğrenmeye ve fark yaratmaya çalışıyor.

Bu onun hikayesi…

Seni yakından tanıyan insanların hayatını ilgiyle takip ettiğine eminim. Toprakla uğraşmaya sonradan başlayan insanlar, kendi çevrelerinde “acaba başaracaklar mı” gözüyle yakından takip ediliyor. Peki seni hiç tanımayanlar için, Özge Taş Yılmaz kimdir ?

Ben İstanbul’da doğdum büyüdüm. Sainte-Pulcherie ve Saint Joseph’te okudum . Üniversiteyi de Marmara İletişim’de Radyo-Tv-Sinema Bölümü’nde bitirdim. Uzun yıllar bale ve modern dans yaptım. Piyano çaldım ve lisanslı bir buz patenciydim. Mesleğine aşık biri olarak yıllarca kamera arkasında çalıştım, yine uzun yıllar senaryo ve format tercümeleri ve uyarlamaları yaptım. Tam kamera önüne geçiyordum ki hep aksilikler oldu ve bir türlü işler yoluna girmedi. Bu arada yapım şirketlerinde proje bazlı çalıştığım için programlar bittiği zaman boş zamanlarım oluyordu. Zaten 2009 yılından itibaren Ünye’deki fındıklığımızın işlerini ufaktan üzerime almaya ve toprak işlerine ciddi biçimde kafa yormaya başladım. Çiftliğe sık sık gitmeye ve uzun süreli kalmaya başladım. ( Bu arada dedem daha küçükken bendeki toprak aşkını görmüş olacak ki bana işlerin nasıl yürüdüğünü anlatırdı ve iş de verirdi.  O dönem fındık ve mısır üretimi vardı sadece ) Arazinin uzun yıllardır nadasta olan bölümüne neler yapılabilir diye hem işin uzmanlarıyla hem de çiftliğin civarındaki diğer köylülerle görüş alışverişinde bulundum.

Yani bu hiç sevmediğim bir tabir olan “organik tarım” işleri bu kadar moda olmadan önce ben,  “yüzlerce yıllık mısır tohumlarını nasıl koruruz, arazideki endemik türleri nasıl çoğaltırız ve tüm bu sağlıklı sebze, meyve, yumurta vs.’yi insanlara nasıl ulaştırabiliriz” diye düşünmeye çoktan başlamıştım.  İstanbul da bana adeta “benden sana ekmek çıkmaz” diyordu.

Ünye’ye tamamıyla yerleşme nasıl oldu ?

2011 yılından itibaren bahçeyle resmen ilgilenmeye başladım Ünye’de. Yine o sıralarda çiftliğin bulunduğu köyün muhtarı bize geldi ve mısır ekmek için arazinin kullanmadığımız kısmını kiralamak istediğini söyledi. Biz de mısır tohumları konusunda hassas olduğumuz, arazimize yabancı tohum sokmadığımız için kabul edemeyeceğimizi söyledik. Bunun üzerine bana, “sera yapıp, kesme çiçek yetiştirsene” dedi.Ben de bir anda “olur” dedim. Esas İstanbul’u terk edip buralara yerleşme hikayem böylece başlamış oldu. Annem ve babamla konuştum, her zaman olduğu gibi bana maddi manevi destek oldular. Ben de kırmızı gül yetiştireceğim seraları kurmak için topladım bavulu, geldim çiftliğe. Uzun uzun düşünmeden, hiçbir hayat muhasebesine girmeden, 2013 Temmuz ayı başında çiftliğe geldim.

Peki ya geride bıraktığın çevren ?

Hem buradakiler hem de İstanbul’dakiler, “toprakla uğraşılır mı, İstanbul gibi hareketli şehre alışmışsın, bu genç yaşında emekli hayatı mı yaşayacaksın” dediler. Büyük şehir insanının klasik önyargıları bunlar. Haklı oldukları taraflar var tabii.Bazen depresif olabiliyorum. Özellikle sanatsal aktiviteler çok az. Yeme, içme, gezme, tozma İstanbul’daki gibi olamıyor haliyle. Özlem çok yoruyor insanı. Aileniz, dostlarınız, komşularınız, gitmeye alıştığınız yerler, bir anne olarak hastane telaşı… Zor tarafları var evet. Ama her yere en fazla 10-15 dakikada ulaşmak, tertemiz yiyeceklerin her an elinizin altında olması, köylülerle yaptığınız sohbetler, oğlumun doğayla iç içe büyümesi, yediği her şeyin sağlıklı ve doğal olması… Bunlar da artıları tabii.

Bu arada Ünye’ye yerleşirken bir yandan toprakla ilgilenirim, diğer yandan da münzevi bir hayat yaşarım derken buradaki arkadaşlarım beni müstakbel eşimle tanıştırdı ve tanıştıktan 9 ay sonra evlendik. Bir yıl sonra da anne oldum.

Kendi deyiminle “çiftlik çubuk işlerin” neler ? Nasıl bir rutinde ilerliyor işler. Neler ekiyorsun, neler biçiyorsun ?

Çiftlik çubuk işlerim en başta fındık. Arazinin yarısında fındık ekili. Artık ekonomik bir değerden çok bir gelenek halini aldı. Ama fındıklığın “çiftlik çubuk” halini alması araziye ektiğimiz sebzelerle başlayan bir durum. Karalahana, pazı, pırasa, marul, bal kabağı, dağ nanesi, maydanoz, roka, domates, biber, salatalık vs… Daha başka birçok şey var ama tabii her şey mevsiminde.

Rutine gelecek olursak rutinimiz daha yeni yeni oturuyor. Şu an çok butik bir şekilde ilerliyoruz. Ufak ufak büyüyoruz. Tüm ürünler sadece su ve hayvan gübresiyle yetişiyor. Asla ot ilacı, böcek ilacı ya da suni gübre kullanmıyoruz. Bahçedeki meyvelerin olgulaşma sıralarına göre hurma pekmezi, elma, armut pekmezi hazırlanıyor. Erişte yapıyoruz. Ünye’ye özgü biber tuzumuz var. Bir de bu yöreye özgü şahane otlar vardır; kendi kendine yetişen, onları topluyoruz. Bazılarının turşusu yapılıyor. Arazideki ineklerimizin sütünden tereyağ ve çökelek yapılıyor. Az sayıdaki tavuklarımızdan da yumurta alıyoruz.

Benim için şu an en önemli şey arazideki endemik türleri çoğaltmak. Özellikle artık çok az kalan karpuz elması. Bu sene bol bol aşı yapacağız yani. Meşhur muhacir üzümümüz vardır onu çoğaltacağız. Mandalina, incir, birçok armut çeşidi … Hepsi çoğaltılacak. Bir de youtube kanalıyla, web sitesi açmayı düşünüyorum.

Şehir kökenli çiftçi, köy kökenli çiftçiye göre “daha fazla arayışta” diye düşünüyorum. Bir anlamda bir rahat durmama hali, fark yaratma isteği… Sen neler keşfettin varolanın dışında Ünye’de… Kayıp bir tohum örneğin… 

Kesinlikle öyle. Köylü artık ekip biçip kazanamamaktan yorulmuş. “Çocuklar köyden gitsin, kurtarsın kendini” diye uğraşıyorlar. Aslında bildikleri, yaptıkları o kadar kıymetli ki. Ama her şey rutine binmiş. Bende işler öyle yürümüyor. Bazen o kadar çok arıyorum ki bulmayı unutuyorum 🙂 Her sabah kafamda fikirler uçuşuyor ve düşünmekten yorgun düşüyorum. Ünye’de en kıymetli tohumlardan biri mısır bence. İnsanlar bizim mısırın lezzetine inanamıyor. Kaç yüzyıllık tohum Allah bilir. ( Ben buraya gelene kadar bizim çiftlikte de kıymeti pek bilinmiyordu çocuklar tohumlarla oyun oynuyordu. ) Biz şimdi bu tohumları çoğaltıyoruz. Bir de fasülye tohumları çok kıymetli. Bu ülke topraklarındaki çeşitlilik insanı büyülüyor. Sadece bizim arazide kaç çeşit elma ve armut var… Mesela kabak, o kadar farklı cinsleri var ki… Biz de tohum çoğaltıyoruz bir gayret 🙂

Toprakla olan ilişkinin ilk öznesi “deden” olmalı diye düşünüyorum. Ne hatırlıyorsun geçmişe dair ?

Dedem sadece bu işlerde değil beraber geçirdiğimiz 17 yıl boyunca öğretmenimdi benim. Buraya geldiğimde dedemin hayatlarına dokunduğu insanları tanıdıkça, benim hakkımda buradakilere söylediklerini duyunca çok kez ağladığımı biliyorum. Bugünleri çok net görmüş. Çocukluğumdan aklımda kalan ilk anı ise “kör yılan anım” sanırım. Burada fındık bahçelerinde ağaç içlerinde kör yılan çok olur. Eğer uzun zaman yağmur yağmazsa kör yılanı yakalayıp fındık dalına asarlar yağmur yağsın diye. Bir gün yine fındık toplanıyor sanırım 25-30 kişi kadarız. Ben de en fazla 8-9 yaşlarındayım. Fındık toplanırken de bahçede sohbet çok tatlıdır. Şakalar, şarkılar, türküler … Yine böyle bir gün konu kuraklıktan açıldı tam da o sırada dedem bir kör yılan yakalamıştı. Yılanı dala astı ve kısa bir süre sonra hava bulutlanmış ve yağmur yağmıştı. Sihir gibiydi. O günü asla unutamam.

Ünye’ye temelli geldiğin ve geçirdiğin ilk geceyi anlatır mısın ? Neler düşündün ? Endişe, heyecan hangisi daha ağır bastı ?

Ünye’ye temelli geldiğim sene yerleşeceğim daha gündemde bile değilken o kadar uzun zaman geçirdim ki o ilk gece nasıldı hatırlamıyorum bile. Ama seraları ilk kurduğum zaman bizim arazi gibi zor bir araziyi her gün inip çıkmak çok zor oluyordu. Geceleri Allah’ım ben ne yapıyorum diye uykusuz çok gece geçirdim. O zaman bana tam destek olan her dakika ellerini omuzlarımda hissettiğim annem ve babama karşı mahcup olmak istemiyordum. Endişe mi heyecan mı? Tabii ki endişe 🙂

En çok karşılaştığımız sorulardan biri, sizlerin, nasıl motive kaldığınız. Sen nasıl motive kalıyorsun ? 

Motivasyon bu kadar köklü bir hayat tarzı değişikliği yapanlar için sihirli kelime zaten. Zaman zaman dibe vuruyorum ben de. Özellikle oğlumla ilgili endişelerim beni çok sıkıntıya sokuyor. Sonra burada yaptığımız işin ne kadar önemli olduğunu hatırlıyorum. Motivasyon konusunda eşimin ve annemin de etkisi büyük tabii. Ben bunalıma girdikçe beni toparlamak onlara düşüyor. Araziye gittiğim anda otomatik olarak motive oluyorum zaten. Ama önceki yıllarda burada herkes “bu iş yapılır mı delirdin mi” diye o kadar moralimi bozuyordu ki o zaman motive olmak daha da zordu.

Gül seracılığını biraz daha açar mısın ? Süs çiçeği yetiştiriciliği karlı mı ?

Gül seracılığı çok hassas ve çok zor. Özellikle de seracılığın ve kesme çiçek yetiştiriciliğinin pek bilinmediği bu bölgede daha da zor. Seralar su akıtıyordu, nemden dolayı çiçekler hastalanıp küfleniyordu. Teknik destek gerekiyordu ama kimse ilgilenmiyordu. Çok yalnız kaldığım ve ciddi ciddi battığım bir dönemdi. Ama insanların sözlerine fazla güvenmemeyi  de bu dönemde öğrendim ve bugün yaptığımız işler için çokça tecrübe kazandım. Bir de bana “şehirli kız alır hevesini gider” diye bakanlar bu vazgeçmeyişle “aa bu kız bir şeyler yapacak” demeye başladı.

“Cüzdanla vicdan arasında kalmak”… Bunu biraz daha açar mısın, vicdanlı olmak için neleri yapmıyorsun mesela ?

Ben vicdan tarafını seçenlerdenim. En basiti buralarda köylüler ot ilacı kullanırlar fındık bahçelerinde. Karadeniz’in iklimi nedeniyle otlarla, dikenle başa çıkmak çok maliyetli bir iştir. Bu yüzden köylüler basar ilacı bahçeye, (sağlık açısından zararından bahsetmek bile istemiyorum) otlar kurur. Bu arada uğur böcekleri, bir sürü faydalı hayvan, ot her şey telef olur. Doğal denge yerlerde… Ama masrafsızdır. Peki biz ne yapıyoruz ? Bir sürü işçi tutuluyor. Haftalar süren tırpan işleri başlıyor. Üstelik bir sezonda birkaç defa. Sonuç çok büyük masraf. Ama vicdan rahat, eğimli arazide yağmurlar nedeniyle kaybedilen toprağı tutan çimler bahçede, uğur böcekleri baharla beraber her yerde, arazide kimyasal yok, ekosistem tıkır tıkır işliyor. Yeşilliklerde de aynı şey geçerli. Böcek ilacı kullanmadığımız için birçok sebze telef oluyor. Olsun doğadaki muhteşem denge insanı zaten büyülüyor ve topraktan sağlıklı ve lezzetli yiyecekler çıkıyor. İnsanlar yedikleri birçok gıdanın gerçek şeklini, büyüklüğünü ve tadını bilmiyor.

Köylülerle ilişkin nasıl ?

Köylülerle ilişkim çocukluğumdan beri hep çok iyiydi. Her yaz çiftliğe geldiğim için onlarla hep bir aradaydım zaten.Burada beni tanımayanlar da dedemden dolayı bana çok yakın davranıyor ve yardım ediyorlar.Onlarla sohbet etmeyi çok seviyorum. Eskiden beraber oyun oynadıklarımla şimdi beraber çalışıyoruz. Özellikle de kışın kuzinede pişmiş yemek, sobada fokurdayan çay eşliğinde ettiğimiz sohbete paha biçilemez.

 Annelik daha fazla motive etti mi seni toprak konusunda ? Çocuğun ve yetiştirdiklerin arasında nasıl bir bağ kuruyorsun ?

Anne olmadan önce yetiştirdiğimiz domateslere bakardım. Tek bir çekirdek onlarca domates veriyor. Yani binlerce yeni çekirdek. Her bir çekirdek yeni bir domatesin anne adayı. Kafayı yedirten bir denklem var ortada. Tüm bu düzenin içine girdikçe, doğayla mücadele ettikçe insan ne kadar küçük olduğunu fark ediyor. Tabii bir de ne kadar güçsüz olduğunu doğa karşısında… “Doğa ana yanında ben neyim ki” diyorsun. Ders çıkartabilene büyük bir “nefis terbiyesi” var doğada. Tüm bu yetiştirdiklerim oğlumun da geleceği için. Dolayısıyla artık ekip biçtiklerim daha da önemli.

En çok neye küfrediyorsun orada ?

En çok oğlum hastalandığında küfrediyorum. Sağlık hizmetleri açısından İstanbul’u özlüyorum çünkü. Bir de bahçede ürün toplarken ya da çalışırken aniden yağmur bastırırsa 🙂

“Tamam ben bu işi başardım” dediğin bir “an” var mı ?

Ben mükemmelliyetçi bir tipim o yüzden başardım dememe daha çok var sanırım.

Şu an satış işlerin ne aşamada ? Nasıl bir sistem var kafanda ?

Şu anda yakınlarımıza, dostlara, akrabalara gönderiyoruz. Ticari bir kimlik kazanır kazanmaz -ki bu an meselesi – işte o zaman satış yapacağız. Üretici belgesi vs.. gibi belgeleri tamamlamayı bekliyoruz.

İleriye dönük hayallerin neler ? Neler düşünüyorsun 5 sene sonrası için örneğin ?

İleride çok fazla sayıda insana iyi gıda ulaştırmak ve buradaki daha çok insana istihdam sağlamak istiyorum. Bir de esas mesleğim olan televizyonla bu işi birleştirmek istiyorum. Daha çok insanı bilinçlendirmek ve büyük kitlelere ulaşmak için. 5 sene bizim için kritik süre zaten. 5 sene sonra sağlıklı gıdayla ilgili panellerde görüyorum kendimi niyeyse. İnsanlara hitap etmeyi sevdiğim için sanırım. Bir de aramızda bir geyik var “tarım imparatorluğu kuracağız” diye. İyi, yenebilir gıdayı mümkün olduğunca fazla insana ulaştırmak tek amaç zaten.

Bütün bu saydıklarım için de bu beş sene, deneyim kazanıp, üretimi artırmak, çeşitlendirmek ve toprağın dilinden daha da iyi anlamak için güzel bir süre…

“Deli projelerin” neler ?

Bir deli projem var. Ama söylersem birileri benden önce yapar. Büyükşehirlerle ilgili bir proje. Hayata geçirir geçirmez “o söylemediğim proje işte buydu” diyeceğim 🙂 Bunun dışında çocuklara “toprak atölyesi” kurmak istiyorum. Markamızın altında bir çocuk markası da kurmayı düşünüyoruz. İsmi de hazır. Çocukları tohumlarla, ekimle, dikimle tanıştırmak istiyorum. Onlara özel ürünler hazırlamayı düşünüyoruz. Ama en yakın proje youtube kanalımız olacak gibi duruyor.

Özge Taş Yılmaz’a ulaşmak için:

E-mail: ozgetas1@gmail.com

instagram: ozgetasy

Bir Soru Sorun

yorum