Hayalim Bi' Çiftlik

Maya’nın Neşepalamutu Çiftliği… – İzmir

Başka bir hayat gerçekten mümkün…

İnsanoğlu son yüzyıl içinde tam anlamıyla bir satın alma ve tüketme bombardımanına tutuldu.  Daha geçen yüzyıla kadar bir çok işini kendi yapan üretici insan, yerini şehirde yaşayıp satın alan insana bıraktı. 

Bu elbette reklamlarla desteklenen bilinçli bir ekonomi politikasıydı. Ancak bu sistemin tam karşısında duran yeni bir farkındalık giderek yaygınlaşıyor. Üretmek ve kendin yapmak eksenli büyük bir değişim yaşanıyor.

Bu değişimin iki tarafını da yaşamış bireyler Ayşegül ( 41 ) ve Tolga Demirel ( 42 )… Yıllarca reklam ve moda sektöründe çalışarak kendi deyimleriyle sistemin değirmenine su taşımışlar. Bugünse kurdukları yeni hayatta üretimin ve elleriyle yapmanın mutluluğunu yaşıyorlar.

Gerçekten bir kez bakış açını değiştirdiğin zaman kalıplar birer birer yıkılıyor. Bunun da en iyi kanıtı onların 4 yaşındaki kızlarıyla birlikte bir dağ evine taşınmaları olmalı…

H. B’ Ç. :  3 senedir bambaşka bir hayat yaşıyorsunuz.  Peki bu doğaya geri dönme isteğinin bir kökeni var mı ? İkinizin de çocukluğuna uzanan…

Ayşegül: 12 yaşına kadar Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde büyüdüm. Bahçeli bir evimiz vardı. Babam ekip biçiyordu. Mutfağımızda, soframızda yer alırdı bunlar… Yani her şeyi hatırlamasam da mesela bazı ot isimlerini duyduğum zaman hatırlıyorum. Benim böyle köy kökenli bir geçmişim var.

Tolga: Bende İzmir’de doğdum büyüdüm. Çocukluğum sokaklarda geçti hep İzmir’de… İkimizde de böyle bir istek hep vardı. Toprak çekti bir şekilde…

Ayşegül: Biz 1995 yılında bir üniversite gezisinde tanışmamızdan bu yana bunları konuşuyoruz aslında. Her fırsatta doğaya, çadır tatillerine gidiyorduk birlikte…

“Sistemin değirmenine su taşıyorsun reklamcılıkta… Gerekmeyen bir tüketim yarattık, buna aracı olduk bu sistemde çalışarak…”

H. B’ Ç. : 20 sene önce nasıl görüyordunuz hayatı ?

Tolga: Üniversitedeyken arkadaşlarla da konuşurduk: bu kırsalda yaşamakla ilgili… Ama üniversite bitince kendimizi İstanbul’da bulduk. Hiç bunu hayal etmezken…

Ayşegül: Ama bir de şu vardı; üniversiteden mezun olduğumuzda elimizde hiçbir şey yoktu. Sıfır lira… Bir güvence istiyorduk aslında…

H. B’ Ç. : Sonra şehir ve çalışma hayatı başladı ?

Tolga: Benim baştan beri sevdiğim bir şey değil reklamcılık… Bugünkü Tolga o gün olsa bu işe başlamazdı.

Ayşegül: Tüm bunlar bir süreç aslında… Bu çalışma serüveninin de bize kattığı bir şeyler olduğuna inanıyorum.

Tolga: Elbette kattığı şeyler oldu. Bazı tatminler yaşadık yaptığımız işlerde… Ancak sonuç olarak sistemin değirmenine su taşıyorsun reklamcılıkta… Ayşegül de aynı… Gerekmeyen bir tüketim yarattık, buna aracı olduk bu sistemde çalışarak…

H. B’ Ç. : Bu memnuniyetsizlik ne zaman çok yoğunlaştı ?

Tolga: Bu memnuniyetsizlik ne zaman çok artmaya başladı; Maya doğduktan sonra herhalde… Çocuğumuz bu düzen içinde olmasın istedik. Hem onu kurtaralım, böyle büyümesin… Hem kendimiz artık buradan kurtulalım düşüncesindeydik.

Ayşegül: Çok keskin bir şey yok aslında… Ara ara konuşurduk aramızda… Ne zaman yapalım, nasıl yapalım gibi… Hamile kalışım, çocuğumuzun gelişi hızlandırdı.

H. B’ Ç. : Maya’yı şehirde yetiştirmeyeceğinize karar vermiştiniz yani?

Tolga: Tam olarak böyle… Arkadaşlarımızın çocuklarını görüyorduk: işte tabletler televizyonlar… Sokağa çıkmayan, sokakla bağı olmayan bir hayat… Biz Maya için böyle olmasın istedik. Maya’nın dışında biz kendimiz içinde böyle bir hayat istemiyorduk zaten… Hayata bir kez geliyorsun. Başarılı ya da başarısız bunu denemeden bilemeyiz diye düşündük. Denememek hata olur diye yola çıktık.

H. B’ Ç. : Bugün yaşadığınız yeri nasıl buldunuz ?

Tolga: Ayşegül’ün hamileliğinde biz gezmeye başladık. Yaşayacağımız yeri aramaya başladık. Bir adım atalım en azından sonrası gelir diye düşündük.

Ayşegül: Ben 6 aylık hamileyken dağlarda arazi arıyorduk biz.

Tolga: Biz aslında ilk olarak Bayramiç’ten bir yer almıştık. Aldığımız araziye yurt-tipi bir ev yapma düşüncesindeydik. Sonra buradaki arkadaşlar bizi Veysi ( Özdemir ) ‘ye yönlendirdi. Veysi de bizi yaşadığı yere davet etti. Onun bizi davet ettiği yer bizim şu an yaşadığımız yer. ( gülüyoruz )
Ayşegül: Buraya geldiğimiz anda “bizim yaşayacağımız yer burası” dedik. Her tarafta kiraz ağaçları… İzmir’e de yakın. 2013 yazını biz orada geçirdik. Tüm yaz süresince de arazi aradık. Sonunda artık kış yaklaşırken, artık burada arazi bulamayacağız derken şu anda yaşadığımız yer çıktı karşımıza… Tam aradığımız yerdi. İçinde ağaçlar vardı, barınak yapabilceğimiz bir taş yapı vardı içinde… Tam olarak İzmir’in Bayındır ilçesine bağlı Sarıyurt köyündeyiz… Evimiz köyün de üstünde bir yükseklikte… Tam vahşi hayatın göbeğindeyiz.

H. B’ Ç.: Bu hayali kuran şehirlilere, taşınma süreciyle ilgili “bir ayağını kente bırakma” tavsiyesi yapılır. Sizin süreciniz nasıl oldu?

Tolga: Biz aslen tam olarak taşınmış değiliz. İki senedir yılın 8 ayını İzmir’de geçiriyoruz, ama kışları İstanbul’dayız hala… Bu arada ben her İstanbul’a döndüğümüzde burada kaldığım süre içinde işe de gidiyorum. 2, 3 ay çalışıyorum. Ama artık oradaki tüm düzenimizi tamamladık. Evimizi de bitirdik. Bu Mayıs ayında İstanbul’daki evimizi kapatıp temelli taşınacağız.

H. B’ Ç.: Biraz geri gidelim. Araziyi aldıktan sonra nereden başladınız ?

Ayşegül: Biz araziyi aldıktan sonra zaten kış olmuştu, İstanbul’a döndük. Ardından mayısta tekrar gittik, çadırımızı kurduk. 7 – 8 ay orada kaldık, çalıştık, doğayı takip ettik.

Tolga: İlk sene bir kuraklık vardı. Bayağı bir süre yağmur yağmamıştı. Biz baharda gittik oraya… Ve sonunda ne olacağını bilmediğimiz için, kuraklık korkusundan, bir sulama havuzu ( toprak çuvalı ) yaptık önce…

Ayşegül: Ondan sonra bostan yaptık. Bostanı da havuzun suyuyla suladık. Dolayısıyla bahçe işiyle de uğraşmış olduk.

Tolga: Dört yıl boyunca hiçbir otu temizlenmemiş bir yer düşünün… Ayak basacak yer dahi yoktu. Toprak sandığımız yere bir basıyoruz, bir metre aşağı düşüyorsun. Meğer böğürtlen çalısıymış. ( Gülüyoruz ) İlk sene bunlarla uğraştık.

“O zaman bu hisse kapıldım: “tamam kışı da gördük, kış da böyle oluyormuş, baş edebiliyoruz” diye düşündüm kendi kendime… Daha güvende hissettim kendimi…”

H. B’ Ç.: Daha konforlu bir yer seçseydik demediniz mi ?

Ayşegül: Çok yoruluyorduk, çalışıyorduk sürekli ama bir şeyler yemek için oturduğumuzda, böyle bir mutlu hissediyorduk kendimizi… Çok garip bir şey bu… Bu duyguyu şehirde ne yaparsan yap hissedemiyorsun.

H. B’ Ç.: Bu bahsettiğiniz duyguyu biraz açabilir misiniz ?

Tolga: Şehirde çok kısıtlı bir hayat yaşıyoruz. Dört duvar arasında tıkanmış durumdayız. Oradaki özgürlük hissini, şehirde, hiçbir şekilde hissedemiyorsun. Duygu derken o; o özgürlük hissi… Elinin altındaki malzemeyi kullanarak istediğin kadar yaratıcı olabilirsin doğada… Kimse sana gelip de ne yapıyorsun, bunu neden böyle yapıyorsun diyemez, demez…

Ayşegül: Bir de kendi kendinin patronusun bu da çok güzel… Biz karar veriyoruz her şeye… Birlikte yapıyoruz.

Maya araya giriyor : Bende yardım ediyorum. ( Gülüyoruz )
H. B’ Ç.: Bu iş oldu galiba, başardık dediğiniz bir an var mı ?

Ayşegül: İstanbul’a bu gelişimizden önce ben o hisse kapıldım. Bu kış ocak sonuna kadar kaldık çünkü orada… Kar gördük, don gördük. Sularımız falan dondu. O zaman bu hisse kapıldım: “tamam kışı da gördük, kış da böyle oluyormuş, baş edebiliyoruz” diye düşündüm kendi kendime… Daha güvende hissettim kendimi…

Tolga: Oradaki köylülerle karşılaştırdığımızda daha iki fırın ekmek yememiz lazım… Ama bir de tabi şu var; karşımıza çıkan problemleri çözebiliyoruz orada… Muhtaç değiliz kimseye… Bu güven de güzel bir şey…

H. B’ Ç.: Kimden öğreniyorsun bu bilgileri ?

Tolga: Daha önce kırsala göçen arkadaşlarımızla konuştuk. İnternet var tabi… Bir de köylülerle çok konuşuyoruz, yardımlaşıyoruz.

H. B’ Ç.: Çevrenizin reaksiyonu ne oldu bu taşınma sürecinde ?

Tolga: Daha taşınma süreci başlamadan önce bile ben ev çizimleri yapıyordum. İnternette araştırma yapıyordum. İş arkadaşlarım da görüyorlardı bunu… “Böyle bir planım var” diyordum, “Hadi canım manyak mısın” diyorlardı. Böyle şeyler oluyordu.

Ayşegül: “Kendim yapacağım” dediğin zaman kimsenin aklına yatmıyor bu… Hatta ilk başta benim bile aklıma yatmıyordu sıfırdan ev yapma işi…

H. B’ Ç.: Burayı biraz açmamız lazım ! ( gülüyoruz )

Ayşegül: Tamam Tolga çok araştırdı, hevesli… Liseden kalma bilgileri de var. ( Tolga Demirel yapı ressamlığı mezunu ) Ama tabi ilk kez yapacak, biraz şüpheliydim. Hatta bu sene evin içine ilk kez girdik, hala “yıkılır mı bu” diye soruyordum.  ( Gülüyoruz ) Ama tabi süreç içinde arkadaşlarımız geldiler. Mimar olanlar da vardı aralarında… Tolga’yı tebrik ettiler.

Tolga: Yaşadığımız toplumda şu an bir uzmanlaşma var. Her şey uzmanına emanet edilmiş durumda… Buna senin karışmaman gerekiyor. Uzmanlaştığından başka bir işe karışmaman isteniyor. Ama eğer doğada yaşıyorsan bir çok şeyi bilmen, becermen gerekiyor. Eski insanlar da zaten böyleymiş.

Ayşegül: Bunu bizim yapıyor olmamız garip değil, başka insanların “yapılmaz” diye düşünmesi garip…

H. B’ Ç.: Çadır hayatı boyunca herkes sizin deli olduğunuzu düşünmüş olmalı… Ancak sonra Facebook’ta yaptığınız evin fotoğraflarını paylaştınız. Sonra tepkiler nasıl oldu ?

Ayşegül: İlk gittiğimiz sene gelen tepkilerle sonraki sene gelen tepkiler arasında dağlar kadar fark var tabi… Oradaki köylünün bize bakışı da çok değişti evden sonra… Onlar da bizi oralıymışız gibi davranmaya başladılar.

Tolga: Hatta şöyle bir şey oldu; köylüler birbirlerine “Efe” derler orada… Bana da “Tolga Efe” demeye başladılar.

Screen Shot 2016-04-08 at 16.57.18

H. B’ Ç.: Bu röportajı okuyan herkesin aklına aynı soru gelecektir. O da Maya ile ilgili… Onun eğitimi için ne düşünüyorsunuz ?

Tolga: Son zamanlarda “örgün eğitim kurumlarından hiç eğitim almadan büyütmenin bir yolunu bulabilir miyiz” acaba diye düşünüyoruz. Ama bunun pek bir çıkar yolu yok galiba… Bir sosyal hayata da ihtiyacı var Maya’nın… Kendi yaşıtlarıyla birlikte vakit geçirmeye ihtiyacı var. Onun eğitiminin bütünü için böyle bakıyoruz aslında… Maya şu an bile çok şey biliyor yaşıtlarından… Ama sosyalleşmesi de gerekiyor. Köydeki okula gidecek bu sene için… Sonrasını da gelecek gösterecek.

Ayşegül: Maya belki yeteneğiyle bir şey yapacak ileride… Hayatını kazanacak. Bu yeteneği salt okul sistemiyle kazanabileceğini düşünmüyoruz.

Tolga: Kaldı ki biz Maya’nın doğada kazanacağı şeylerin okulda kazanacaklarından daha fazla olduğunu düşünüyoruz. Görüyoruz bunu zaten… Benim kullandığım el aletlerinden oyuncaklar yapıyor mesela kendine… Bu daha yaratıcı bir süreç…

Ayşegül: Arkadaşlarımız tabi duyunca şaşırıyor; Maya’nın bir köy okuluna gidecek olmasına… Ama orada çocuklar özgürler, gerçekten öyleler. Ama kızımız ilerde şehire gitmek isteyebilir, bizimle kalmak istemeyebilir. Bunu da anlayışla karşılarız tabii ki… Ama şu an bizimle birlikte ve mutlu…

H. B’ Ç.: Mayıs’ta temelli taşıyorsunuz yeni evinize… Nasıl bir üretim planınız var. Nasıl bir maddiyat planlıyorsunuz ?

Tolga: İstanbul’daki evimizin kirası düzenli gelirimiz olacak. Orada da arıcılık yapmayı düşünüyoruz. Bizim olduğumuz yer buna çok uygun doğası itibariyle… Bunun dışında ceviz ağaçlarımız var, incir ağaçlarımız var. Bunların bir kısmını satarak değerlendirebiliriz.
H. B’ Ç.: Peki ya sosyallik, sosyalleşme ?

Tolga: Bizim orada ilginç bir şekilde İstanbul’dakinden daha sosyal bir hayatımız var. Daha çok gelenimiz gidenimiz oluyor. Daha fazla insanla görüşüyoruz, sohbet ediyoruz. Güneye giden arkadaşlarımız eğer yolları İzmir’den geçiyorsa mutlaka gelir uğrarlar bize…

Ayşegül: Biz oradaki sosyal hayatımızdan çok daha memnunuz. Ayrıca orada görüştüğümüz insanlar daha kafa yapımıza uygun insanlar. Yani merak edip gelen insanlar… Buradakinden çok daha verimli oluyor oradaki sohbetler bizim için..

H. B’ Ç.: İnsanın mutluluk arayışı biten bir şey değil… Bundan sonraki hayaliniz ne?

Tolga: Hayalimiz oranın bir parçası olmak… Bir de bizim gibi olan aynı kafada olan insanların oraya gelmesini istiyoruz. Bunun içinde çalışıyoruz.

Ayşegül: Gelecek 10 yılda bizim kafada komşularımız olması bizi çok mutlu eder. Başka bir hayat gerçekten mümkün…

Demirel ailesi 2016 Mayıs ayında temelli olarak yeni evlerine taşındı. Taşındıkları bu yeni coğrafyaya çok şey katacakları da şüphesiz… Sanat eğitimi alan Ayşegül Demirel’in köy okulundaki çocuklara neler öğretebileceğini düşünmek bile heyecan verici…

Tolga Demirel’in elleriyle yaptığı evin kimlere ilham verebileceğini düşünmek de aynı şekilde heyecan verici.

Onlar, 4 yaşındaki kızları Maya’nın verdiği isimle Neşapalamutu Çiftliği‘nde üretim üzerine bir mutluluk inşa edecekler.

Ve evet gerçekten “başka bir hayat mümkün”…

Bir Soru Sorun

yorum

1 yorum