Hayalim Bi' Çiftlik

Bir Öze Dönüş Hikayesi… – Kapadokya

Gökhan ve Gözde Dinler çiftinin doğal mimari ile iç içe hayatları…

Kapadokya’nın büyüsünü tarif edecek ifadeler bulmak kolay değil…  Belki de çoğu zaman unutulan bir olguyu; Dünya’nın bir gezegen olduğunu hatırlatan özel yerlerden biri Kapadokya.

Birçok faklı kültürden insanın, gözleri ile görme hayali kurduğu bu coğrafyada Gökhan ve Gözde Dinler çifti bir hayat kurdu.

Her noktasında el emekleri olan bir çiftlikte, doğa ile tam bir uyum içinde yaşıyorlar.

Ama doğa ile uyum, aynı zamanda bir mücadele de demek.

Eksi 20 dereceye düşen gecelerde, elektrik yetersizliğinden uyumadan sabahı beklemek de demek.

Bu onların hikayesi…

Hayal aşaması ve sonrasındaki süreç nasıl ilerledi?

Eşimle 7 yıl önce bir araya geldik ve bugün yaşadığımız hayatın kararını, 6 yıl öncesinde verip, hayalini kurmaya başladık. Çünkü yaşadığımız hayatın çerçevesinin dışına çıkmak, büyük şehir hayatının içerisindeki plastiklikten kurtulmak istiyorduk.  İçinde bulunduğumuz hayat döngüsünün (uyan, işe git, ofiste mücadele et ve eve dön uyu) bizi üretmekten ve mutlu yaşamaktan alıkoyduğuna inanıyorduk.  Ne uğruna bunca şeyi yaptığımızı sürekli sorguluyorduk. Aslında insanoğlunun tüm çabasının hayatta kalma ve varlığını sürdürme olduğuna kanaat getirdik. Bu noktadan hareketle yaşadığımız hayatı sadeleştirme ve özümüze dönme ihtiyacımızın bizi çağırdığına ikna olduk.

6 yıl önce bu kararı verdiğimizde ilk 1,5 yılımızı uygun bir arazi aramakla geçirdik. Maddi anlamda önemli bir birikimimiz olmadığı için İstanbul’da çalıştığımız süre içerisinde projemizi finanse etmek, hazırlık sürecinin ardından taşınma kararı aldık. 1,5 sene içerisinde birçok kez umutsuzluğa düşüp, kendimize, bütçemize ve hayallerimize uygun bir yer bulamayacağımıza dair karamsarlığa kapandık.

En büyük şansımız, babamın Ürgüp’te yaşıyor olmasıydı. Biz İstanbul’dayken bizim adımıza tüm süreci takip edebildi. Eşimle birlikte 3,5 yıl daha İstanbul’da çalışıp yeni hayatımızı finanse etmeye ve hayalini kurmaya devam ettik. Bizim için en zorlu dönem aslında bu oldu. Vücudumuz İstanbul’dayken ruhumuz Kapadokya’daydı. Bu süreç içerisinde ağır ağır da olsa babam sayesinde temel altyapı düzeneğinin kurulması, hayalimizin adım adım gerçeğe dönüşmesi bize en büyük gücü veren olguydu.

Yapım aşamasında da hayalimizi hep bir adım öteye götürerek gerçekleştirme fırsatı bulduk. En büyük destekçimiz olan babamın teknik bilgisi ve ustalığı ile farklı mimarilere yönelme imkanımız doğdu. Bizim için imkansızı ulaşılabilir kıldı diyebiliriz.

Her bir yapının işçiliğini kendimiz yaptığımız için bu şekilde maliyetlerimizi inanılmaz şekilde düşürebildik. Dışarıda birine bunları yaptırmak isteseydik, belki bugün çiftliğimizin yarısı bile olmazdı ki, her gün yapılar noktasında çalışmaya devam ediyor, çiftliğin her bir köşesini nasıl daha da güzelleştirebileceğimiz üzerine emek harcıyoruz.

‘Ağaç evlerde yaşamayı tercih ettik’

Böyle bir durum için Kapadokya tercihi kulağa biraz ters gelebiliyor. Çünkü benzer hayallerin ortak noktası olan Ege sahillerinden biraz uzakta, Anadolu’nun tam ortasındayız. Özellikle iklim şartları açısından da birçok dezavantajı bulunuyor. Ancak bizim kurduğumuz hayal, dış dünyadan bağımsız, kendi küçük dünyamızı yaratmak üzerine olduğu için aslında dünyanın herhangi bir noktasında olması bizim için bir farklılık yaratmıyordu. Kapadokya’nın dünyanın en fantastik coğrafyası olmasının yanı sıra, babamın da orada olarak bize destek olacak olması verdiğimiz kararda çok etkili oldu. Bir nevi ata toprağına dönmüş olduk. Bu konudaki şansımız Kapadokya’nın ta kendisiyken, şanssızlığımız ise iklim şartlarının zorluğuydu.

Bulunduğumuz çevreye, doğaya ve tarihe olan saygımız ve iç içe yaşama arzumuzdan dolayı ağaç evlerde yaşamayı tercih ettik. Evlerimizin tamamını da zeminden bağımsız olacak şekilde yüksek ayaklar üzerine oturttuk. Böylelikle Kapadokya’nın var olan saf dokusuyla uyum içerisinde nefes almaya başladık.

Şimdi ise hayalini kurduğumuz evde çeşit çeşit hayvanlarımızla, ağaçlarımızla, bitkilerimizle birlikte yaşıyoruz. Hem de her bir taşını ellerimizle üst üste koyduğumuz, her bir çivisini ellerimizle çaktığımız yerde her sabah güne heyecanla uyanıyoruz.

Sıfırdan bir yer kurmanın ne gibi zorlukları oldu? Maliyetli oldu mu?

Biz esasında ata toprağına döndük ama bizimki bir köye dönüş değildi. Çünkü etrafımızda herhangi bir yerleşimin olmadığı, şebeke anlamında elektrik ve suya erişim olmadığı bir arazi içerisinde hayatımızı sürdürüyoruz. Bu sebeple bizim, kırsala göçümüz, bir köye dönüştenöte kendimize dönüş. Herhangi bir komşumuzun olmadığı sadece bize ait olan kendi küçük dünyamızda yaşıyoruz. Psikolojik anlamda bunun pozitif ve negatif noktalarını ayrıca değerlendirmek gerekir ancak, fiziksel anlamda toplumdan tamamen izole bir şekilde yaşamanın da farklı bedelleri oluyor.

Şebekeden bağımsız şekilde elektriğimizi güneşten, suyumuzu ise kuyudan sağlayarak hayatımızı sürdürüyoruz, Kendi mini kanalizasyon gider düzeneğimiz var. Çöpümüzü şehre taşımak zorundayız. Tüm bu sistemi kurmak ve üzerine yaşayacağın hayatı inşa etmek, tahmin ettiğimizden ya da hazırlandığımızdan çok daha maliyetli şekilde hayata geçti ki buradaki en önemli noktanın altını özellikle çizmek gerekir; biz tüm işlerimizi kendimiz yapmamıza rağmen böyle bir durumla karşılaştık. Aksi halde altından kalkmamız mümkün değildi.

Ayrıca yaptığınız bazı maliyet hesapları teoride işlerken, evdeki hesap çarşıya uymayabiliyor. İhtiyaçlara karşı, yepyeni, sürpriz harcamalar yapmak zorunda kalabiliyorsunuz.

Örneğin; ilk kışımızı zorlu şekilde geçirdik. 6 güneş panelinin ve 200 amperlik 2 akünün bize yeterli geleceğini düşündük ancak defalarca eksi 20 derecede gece yarısı elektrik yetersizliğinden uyumadan sabahı bekledik. Tabii ek akü ve panellerle bütçemizde hatrı sayılır bir kayma yapmak zorunda kaldık. Karanlıkta kalmak çok dert değildi ama ısınma sistemimizin temelini kalorifer kazanımız oluşturuyordu. Onun da çalışmaya devam etmesi için daha fazla elektrik üretmek ve depolamak zorundaydık. O derece soğuk bir günde ısınma elektrik olmadan hayatta kalmak neredeyse imkansızdı. Tabii bir de aynı anda borularımızın donup, sularımızın akmaması kısmına hiç değinmek bile istemiyorum.

Beklenmedik bir ek maliyet de bizim için kışın ortasında yeterince sorunla boğuşurken kalorifer kazanımızın tamir edilemeyecek şekilde bozulması oldu. Birden ne yapacağımızı şaşırdık ve kurtuluşu gelenekselde bulup sobamızı kurarak o kışı atlatmayı başardık.

İlham aldığınız örnekler oldu mu?  

İlham aldığımız örnekler olmadı ancak biri derinden etkileyen hikayelerle, öğrenimlerle karşılaşma fırsatı bulduk. İlham, biraz daha aksiyona sebep olan bir duygu. Biz kararımızı verdikten sonra araştırma sürecimizde gördüğümüz, etkilendiğimiz, fikirler edindiğimiz insanlarla karşılaştık. Neyi nasıl yapacağımıza dair araştırma sürecimizi İstanbul’da uzun uzadıya verimli bir şekilde değerlendirdik. Bizim bir parçamızı ilgilendiren her konuda ülkemizdeki ve dünyadaki örnekleri inceleme fırsatı bulduk. Önümüze tüm alternatifleri serdikten sonra bütçemize göre nasıl hareket edeceğimizin ilk rotalarını çizdik. O zaman anladık ki, her bütçeyle bu hayali gerçek kılmak mümkün, yeter ki harekete geçebilelim.

Bu konuya kanıt niteliğinde olan, birçok insanı harekete geçirebilecek bir belgesel film önerisinde de bulunabiliriz. Bilenler zaten durumun farkındadır ama izlemeyenler için Garbage Warrior‘u mutlaka tavsiye ederiz. Amerikalı vizyoner mimar Michael Reynolds’un 40 yıllık çalışmaları sonucunda hayata geçirdiği ekolojik geri dönüşüm evlerine tanıklık etmelisiniz. İşte o zaman çöpten nasıl saray yapabileceğinizi keşfedebilirsiniz.

Her şey bir yana başlangıç maliyetlerine bakış hakkında bir parantez açmak isterim. Dışarıdan benzer hayatlar kurmak dileğiyle sorular soran çokça insanla karşılaşıyoruz. Bunların büyük bir kısmı, hayallerinden bütçe yetersizliği sebebiyle vazgeçtiklerini belirtiyorlar. Her şeyin hazır hale gelmesi için bir kenarda yüklü bir paralarının olması gerektiğine inanıyorlar. Ancak kazın ayağı gerçekten öyle değil. Bu bir yöntem olabilir ancak tek yol değil, milyonlarca yöntemden sadece biri. Çünkü istedikten sonra evinizi 4000 TL’ye bile mal etmeyi başarabilirsiniz. Aynı şekilde 200.000 TL’ye de kendinize bir ev yaptırabilirsiniz. Önemli olan elinizdeki bütçeye göre kararlar verip harekete geçmek. Adım adım ilerleyecek bir süreci tamamlamak için önce başlamak gerekiyor. İnsanlar yeter ki istesin, gerçekten başaramayacakları şey yok. Biz de bu konudaki deneyimlerimiz ve bilgilerimizle herkese elimizden geldiğince yardımcı olmaya hazırız ve bundan mutluluk duyarız.

Ayrıca bu hayatı sürdürülebilir kılmak için küçük de olsa düzenli gelirler yaratmak gerekiyor. Örneğin biz tavuklarımızdan aldığımız yumurtaları ilçeye satıyoruz. Bunun gibi temel yaşamsal ihtiyaçlara destek olacak düzenlerle de ilgili ortalama bir kazanç elde edilebiliyor. Belirli bir kurulum sürecinin ardından hızla küçük gelirler elde edebilme şansını da yaratmak mümkün.

Neler Üretiyorsunuz?

Bu hayata adım atarken birincil amacımız mümkün olan her şeyi üretip, sadece zorunlu ürünleri dışarıdan temin etmekti. Buradan hareketle kendimize öğrenmeye hazır bir dönemin içinde bulduk. Tereyağından peynire, salçadan, sabuna, ekmekten reçele, sirkeden bala kadar elimizden gelen tüm ihtiyaçlarımızı kendimiz üretiyoruz. Bizim bu yola çıkıştaki en önemli sebeplerden biri de endüstriyel tarım ile birlikte kullanılan kimyasal ilaçlar ya da içeriğinde ne olduğunu bilmediğimiz paket ürünlerdi. Artık ne yediğimizi biliyoruz diyebilirim.

Ayrıca bir diğer ilginç çelişki de, var olan ekonomik düzende, ne kadar sağlıklı ve organik beslenmek isterseniz o kadar çok para harcamak zorundasınız. Bizim için bu işin sırrı diyebileceğimiz konu ise; mümkün olan en az maliyetle en sağlıklı ve doğal şekilde beslenme imkanımızı kendimiz yaratmamız. Ne kadar varlıklı olduğunuzu ancak ay sonunda maaşınızdan geriye ne kadarının kaldığıyla anlayabilirsiniz. Önemli olan çok kazanmanız değil, az ile yetinip bolluğa sahip olmanız. Bizim için ne kadar daha az kazandığımız değil, ihtiyaçlarımız için nasıl daha az paraya ihtiyaç duyduğumuzdur.

Şu an çiftliğimizde 35 kaz, 5 ördek, 80 tavuk, 20 bıldırcın, 5 tavus kuşu, 1 deve kuşu, 15 güvercin, 5 köpek ve 2 kedi bulunuyor. Ayrıca arıcılık da yapıyoruz. Aslında tüm hepsini bir yandan öğrenirken bir yandan icra etme fırsatı buluyoruz. Yakın zamanda deve kuşumuza kardeş daha gelecek. Zaten kaz ve tavuklarımızı düzenli olarak artırma planımız var. Ardından birkaç kuzu ve sütünden faydalanmak adına keçi getireceğiz. Hindileri de kadroya kattıktan sonra at ve eşek ile hayvan çeşitliliğimizin ilk aşamasını tamamlamış olacağız.

Toprak işlerinde ise kendi yiyeceğimiz kadar domatesinden biberine, marulundan fasülyesine, çileğinden meyve ağaçlarına kadar aklınıza gelen her şeyi yeterli miktarda ekmeye çalışıyoruz. Onun dışındaki diğer ana tarım arazimizde yaklaşık 6 dönüm kadar alanda patates ve çekirdeklik kabak ekimi yapıyoruz. Bundan aldığımız hasat ile de kendimize bir gelir kapısı daha aralıyoruz. Ayrıca 1,5 dönümlük alanımızı lavanta bahçesi olarak ayırdık.

Kendi inşaa ettiğin yuvada yaşamak nasıl bir his?

Gün boyu yoğun çalışma temposunun ardından güneş batıp akşam olduğunda, yorgunluktan nerede ve nasıl uyuduğumuzu fark etmeden sabahla buluşuyoruz. Ancak arada uykumuz kaçıp sakince tavanı izlediğimizde neyin altında uyuduğumuzu fark ediyoruz. Her santimetrekaresinde emeğimiz olan evin içinde uyumanın ötesinde, her adımında ter döktüğümüz 10 bin metrekarelik bir alanda yaşadığımız için kendimizi kuş kadar hafif hissediyoruz. Yaptığımız her şeyi yaşam alanımız adına yaptığımız için hayatımızda hiç olmadığı kadar çalışma heyecanı ve arzusu içindeyiz. Bu hisle geçen gün ve güneş bize yetmiyor, her zaman nasıl daha fazlasını yapabiliriz çabasındayız. Bizce hayatımızı bizim için eşsiz kılan da bu duygu.

Benzer hayali olanlara ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Sanırız verebileceğimiz en net tavsiye, vakit kaybetmeden harekete geçmeleri ve küçük de olsa bir adım atmaları. Ardından her bir adım diğerini takip edecek ve bu yolda ilerlemeye başlayacaklardır. Bu işi gerçekten kafasına koymuş kişiler zaten bir şekilde yapacaklardır. Ancak kararsız olan kişilerinde, öncesinde enine boyuna iyi düşünmeleri ve bir karara vararak bu soru işaretlerini ortadan kaldırması gerekir. Belirsizlik durumda, kişinin bulunduğu yaşama olan aidiyet duygusu zayıflıyor ve hayatı mutsuzlaşıyor. Olmayacaksa da olmasın ama en azından ne olacağı belli olmuş olsun. Bu yol sadece maddi değil, birçok manevi ve psikolojik bedelin de ödendiği bir süreç. Herkes kendi imkan ve inşa sürecine bağlı farklı sorunlarla karşılacaktır. Önemli olan her ne olursa olsun, tüm sorunları göğüsleyebilecek kadar kararından emin olmaktan geçiyor. Yoksa o geçirdiğimiz o sert ve sorunlu kışın ardından herkes bizim dönmemizi, vazgeçmemizi beklerken; biz aksine daha dört elle yuvamıza sarıldık. Kendi cennetimizi yaratmaktan asla geri kalmayacağız, bu sadece küçük bir başlangıç bizim için. Söylediğimiz gibi, @hgokhandinler ve @gozdekirksekiz Instagram hesaplarımız aracılığıyla sorulara cevap vermekten ve yardımcı olmaktan memnuniyet duyarız.

Bir Soru Sorun

yorum

Son aktif üyeler

Şu an yakınlarda aktif olan üye yok

Üyeler

Henüz kimse kayıt olmamış!

Çevrimiçi kişiler

Şu an çevrimiçi kullanıcı yok