Hayalim Bi' Çiftlik

Kula’da Genç Bir Kiraz… – Manisa

Aslında doğru kelime öğrenmek…

Aslında doğru kelime öğrenmek… Bu yolculuğa çıkınca yalnızca havayı, suyu, toprağı değil… Köyde yaşamayı, köylüyle iletişim kurmayı, başka bir hayatı öğreniyorsun.

Bu hayata romantik bir hayal olarak bakan çok kişi var. Ama “taşınanlar” şunu da öğreniyor ki, toprakla uğraşmak ciddi bir iş…

İçinde hayal kırıklıkları da olan bir iş…

Manisa’nın iki ilçesinde kiraz yetiştiren 35 yaşındaki Okan Aydın, “tıpkı ağaç gibi” kendini tamir edebilmeyi öğrenmiş. 5 sene önce başladığı bu yolculukta “dünyanın her yerinde bahçe kurabilirim” diyebilecek noktaya ulaşmış.

Bu onun hikayesi…

Screen Shot 2016-07-30 at 12.52.25

Manisa’ya gelmeden önce Okan Aydın neredeydi ?

İstanbul’da doğdum, İstanbul’da büyüdüm.Hayatım hep apartmanlarda geçti. Galatasaray Lisesi ‘nde okudum, Galatasaray Üniversitesi’ne gittim. Sonra yurtdışında İngiltere’de master yaptım ve geri dönerek bir bankada çalışmaya başladım. Hep finans üzerineydi işlerim. En son büyük bir şirkette müdür pozisyonundaydım.

Bugün Manisa’nın iki ilçesinde kiraz yetiştiriyorsun. Bunun bir kökeni var mıydı ? Toprakla bir geçmişin var mıydı ?

Hiçbir alakam yoktu açıkcası doğayla. Yeşil nedir, tabiat nedir ? Hangi ağaç ne bitki verir, ne ekiyorsun ne çıkıyor hiç bilmezdim bunları.. Çok da merak da etmezdim açıkcası. Zaten bu olay böyle süper bir ağaç merakı ile başlamadı bende. Şöyle bir şey oldu 2008 senesinin kış aylarıydı; babam ve onun kuzeni emeklilik projesi gibi bir şeye başlamak istediler. Bir tarla alalım, bir şeyler ekelim diye yola çıktılar. Ben de boş vakitlerimde haftasonları onlarla beraber seyahatlere gittim. Orada köy ortamını gördüm. Köy ortamındaki o insanların duruşu, konuşması, oradaki o gerçeklik, heyecan beni çok cezbetti.  Hep iş odaklı bakıyordum başta ama ondan sonra başka yerlere evrilmeye başladı. O zaman istanbul’u bırakma şekline geçti buralarda kaldım.  Bir de masa başı çok sıkıcı gelmeye başlamıştı bana bunların hepsi birleşince böyle bir şekilde bunun içine girdim.

“Başka bir yere evrilmeye başladı”… Bu cümleyi biraz daha açabilir misin ?

Toprak çok farklı. Sana çok farklı meziyetler katıyor. Tarlada ilk başta yürürken düşen bir adamdım. Herkes bana gülüyordu. Şimdi söylediklerim önemseniyor. Çok farklı yerlere evriliyorsun. Çok farklı şeyler görüyorsun burada. Kendini keşfediyorsun bu hayatta. Mesela bu sene dolu yağdı kafamıza. Çok üzüldük falan ama ağaç kendini tamir ediyor ve sen de tamir etmek zorunda kalıyorsun.

 Kula’daki kiraz bahçesi senin kendi ellerinle yaptığın ilk bahçe…. Buranın hikayesini anlatabilir misin ?

Kula’daki bahçe benim için çok farklı bi yer. Çünkü bu tarlayı ben aldım. Hayatımda ilk defa ağaca temas ediyordum. 7700 tane fidan diktim ilk sene 40 çalışanla beraber. “Öğrenmek” çok garip bir şey.  Burada sürekli bir temas halindesin; ağaca temas halindesin, paraya temas halindesin, insanlara temas halindesin.. Şehir hayatı bana el kullanma yetisi vermemiş ben onu gördüm. Ben masa başında excel tabloları ile ya da ekran karşısında 3-5 tuşa basan haber akışlarını takip eden bir insandım. Şu anda ama bunların hiçbir anlamı yok. Ellerinle varsın burada. Her işi temas ederek yapıyorsun.Screen Shot 2016-07-30 at 12.56.06

30 yaşından sonra “ayak bastığın” toprak sana ne öğretti ?

Beni mesela şu anda dünyanın herhangi bir noktasına koysalar, yine bahçe yapmak isterim. 2 yerde bahçem var; iki yerin de gerçekleri çok farklı. İnsanı farklı, toprağı farklı, iklimi farklı… Burada yaşadıklarını, tecrübe ettiklerini kelimelerle tarif etmek çok güç. Çok garip olaylar geliyor başına.

Bahçede ekim yaptığımız bir gün, traktör üstünde bir adam tarlanın içinden geçiyordu.

Durdu beni gördü “Sen kimsin” dedi.

“Amca ben bu tarlanın sahibiyim” dedim.

“Gerçekten mi söylüyorsun” dedi. “Evet” dedim.

“İyi, tarla sahibini bulmuş” dedi ve uzaklaştı.

Ben yarım saat kaldım orada düşünerek. Burada böyle tek kurşunla her şeyi birden bitiriyor insanlar. Ben bu hikayeleri İstanbul’da anlattığım zaman adamların 5 saniyesini alıyor. Evet bu da böyle bir şey yaşamış diye geçiyorlar.

Şehirle – köy arasında halen gidip geliyorsun. Ne gözlemliyorsun bu iki yer arasında ?

Buradaki en büyük sıkıntı şehir ile kırsalın kopuş olayı. Orada çok hızlı bir hayat var, burada farklı hızlılıkta bir hayat var. Buradaki hayatı oraya anlattığın zaman çok bir şey ifade etmiyor. Oradaki hayat da burası için hiçbir şey ifade etmiyor.

 Hiç vazgeçmeyi düşündün mü ?

3 yıl içinde defalarca vazgeçmeyi düşündüm. Yarın da vazgeçmeyi düşünürüm, ondan sonraki gün de.. Ama vazgeçiyorum demek değil. Burada hep bir bilinmezlik var; bahçemin 3’te 1’ini hiç tanımadığım bir böcek katletti mesela.. Ertesi sene dolu oldu, ondan sonraki sene fırtına çıktı, ondan sonraki sene işte kuyunun suyu çekildi.

Bunlar olmasa bile yalnızsın. İşte köylüleri çok seviyorsun onlarla sohbet ediyorsun ama bir yerden sonra tıkanıyorsun.

Çünkü başka bir dünyadan gelmişsin. Bunların hepsini koyduğun zaman sürekli oturup düşünüyorsun. Seninle aynı doğrultuda bir şey yapmak için didinen insanları arıyorsun. Birilerini bulabildiğin zaman yalnızlık duygusu iki kademe daha aşağı iniyor, bulamadığın zaman yukarı çıkıyor.

5 yıldır kiraz işindesin.  Geleceğe dair neler hayal ediyorsun ?

Senin gibi düşünebilen, seni bir adım daha ileriye götürebilen ya da farklı farklı pencereden bakmanı sağlayacak insanlarla bir araya gelip, adının ne olduğu da önemli değil, şehirde yaşayan insanlara daha uygun fiyatla, bizi de mutlu eden sizi de mutlu eden bu meyveyi sunmak.. En büyük hedefim bu yani.

Yoksa satın aldığın toprak da aslında senin değil ve sen burada kiracısın. Toprak milyonlarca senede oluşan bir varlık sen ne bileyim, belki 100 sene yaşarsın. O yüzden hani bu, insanlara yönelik daha nasıl yapılabilir diye düşünüyorum. Ben kirazı 3 liraya tüccara satıyorum, sen 15 liraya marketten alıyorsun. Bunu bir birlik ortamı ile yenebiliriz. Türkiye’de nisan ayından başlayıp ağustos ayına kadar kiraz üretme ihtimalin var. Buradaki en büyük sıkıntı şehirdeki yaşayan insanla köyde çiftçilik yapan insanın bir şekilde buluşamaması. Ne şehirdeki ne yediğini biliyor, ne üreten neyi doğru ürettiğini biliyor. Bu bağ kurulursa o zaman çok farklı yerlere gidebileceğini düşünüyorum bu hayatın. Bir şekilde bu birlik ya da adı neyse bir bütünleşme sağlanırsa iki taraf için.

 

Bir Soru Sorun

yorum