Hayalim Bi' Çiftlik

Yemyeşil Bir Gelecek… – Çanakkale

27 yaşında zeytini hayatının merkezine koyan bir çiftçi: Rüya Polat…

Bu artık bir beklenti ya da öngörü değil… Buna artık eminiz; toprakta, doğada olanlar, taşındıkları coğrafyalarda birbirini bulacak. 

Hayalini kurdukları coğrafyalara taşınanlara lafımız; şunu bilin ki sayınız hiç az değil…

“Üreterek kazanma” yolunu seçen gençlerin, her geçen gün giderek artan sayısı, bize bu güveni veriyor.

24 yaşında, zeytin bahçesini hayatının merkezine koyan Rüya Polat‘ı dinleyip aksini düşünmek mümkün değil… 

Bugün 27 yaşında olan Rüya Polat, “çiftçi stereotipi”ni yıkarken, Türkiye’de tarımın geleceği için de büyük umut veriyor.

Bu onun ve zeytinliğinin hikayesi…

Ailenizin toprakla olan hikayesini anlatır mısın? Girit’ten, Çanakkale Geyikli’ye olan hikayenizi…

Girit tarafı anne tarafım, dedemler sebze ve zeytincilikle uğraşırlarmış. Annemin ise toprakla bir hikayesi yok, aksine hiç de hoşlanmaz, ama konu yemek olunca zeytinyağı ve Ege’ye ait otlarla harikalar yaratır, bana da bu sayede Ege yöresinin damak zevkini aktardığını düşünüyorum. Geyikli hikayemiz ise babamın 70’li yıllarda bu bölgenin gelişeceğini öngörmesi ve buraya yatırım yapmasıyla başladı, ama sanırım o da bu kadarını tahmin etmemiştir. Okul hayatım başlayana kadar yılın büyük bir kısmını Dalyan Köyü – Geyikli – Bozcaada arasında geçirdim. İlk evimiz Dalyan Köyü’ndeydi; arkasında biber, domates, patlıcan ve daha birçok sebze ekili, kayısı ve erik ağaçlarının olduğu büyük bir bahçesi vardı. Ben o bahçede büyüdüm. Bir bitkiyi veya ağacı yaprağından tanımayı, sulamayı, budamayı, dalından koparıp yemenin zevkini biliyordum. Ama zaten bunları bilmek “normal” bir şeydi. Ben şimdi şimdi bunun aslında büyük bir şans olduğunu fark ediyorum.

Peki zeytinyağ işine nasıl başladınız ?

Kendi zeytinliklerimizde gösterdiğimiz özeni, sıkım aşamasında da sürdürmemiz gerektiğine inandık; çünkü iş sadece zeytinin tipinde veya kalitesinde bitmiyor. Öncelikle kendimiz için küçük başlamaya karar verdik ve küçük, eski bir sıkım fabrikası satın aldık. Her sene bir şeyleri yeniledik, teknolojimizi geliştirdik, mekanı büyüttük. Bu süreçte bir sürü fabrika gezdik, çoğunun koşullarını gördükçe kendimiz için planladığımız o fabrikayı başkalarının da hizmetine sunmamız gerektiğine inandık. Bugün kendi zeytinliklerimizden topladığım zeytin, şişeye girip etiketi yapıştırılana kadar benim kontrolümde, bu yüzden benim için en güzel onlar ve çok çok değerliler.

“Bu işi öğrendim demedim, diyemiyorum da. Çünkü “bu iş” dediğim kısım benim için hep büyüyor, yeni dallara ayrılıyor ve öğrenmem gereken bir sürü alan çıkıyor. Yıllardır İstanbul’da bambaşka bir dünyada yaşamışım.”

Kendi kişisel aydınlanman ( toprakla ) nasıl oldu ? Bir “o an” var mı hayatında unutamadığın ?

Kendi bahçesinde dalından meyvesini sebzesini koparıp yiyen herkes bir parça aydınlanmıştır sanırım. Bir de bunu işleyip ürüne çevirmenin sizde uyandırdığı hissi düşünün. Ben ilk defa sıkım sürecini gözlemlediğim günü unutamıyorum. Hattın sonundan çıkan zeytinyağımızın o yeşil rengini ve kokusunu hala unutamıyorum.

Ailen senin işin içine girmeni nasıl karşıladı ? 

Bence hayal edemezlerdi, çünkü okul o kadar farklı planlar yapıyordum ki, aileme sorsanız gelecekte yurtdışında bir şirkette çalışacağımı düşündüklerini söylerlerdi. Açıkçası onlara hiç sormadım ne düşündüklerini. Sanırım babam çok mutlu çünkü onun başlattığı ve zevkle yaptığı bir şeyi, abimle beraber ele alıp büyütüyor ve her ikimiz de ayrı ayrı alanlarda daha fazla şey katıyoruz. Annemi ise en çok yaptığım işten tatmin olduğumu görmek sevindiriyor. İlk başlarda ona hevesle anlattığım, hayal ettiğim şeyleri gerçekleştirdiğimi gördükçe mutlu olduğunu biliyorum. Yine de ona tercih hakkı sunulsa sanırım kızının İstanbul’da bir ofiste, şık şık giyinip işine giden, saat 6’yı gösterdiğinde akşam evine gelen beyaz yakalı bir kadın olmasını tercih ederdi diye düşünüyorum, çünkü bu iş fazla “erkeksi” olabiliyor.

Nasıl “erkeksi” olabiliyor ? Örnek verebilir misin ?

Benim için işin cinsiyeti kesinlikle yok. “Erkeksi” ifadesini kullanma sebebim tamamen dışarıdan bu şekilde yorumlanması, yoksa böyle olsaydı, bu işin başında olmazdım. Çalışma ortamınız bahçe veya fabrika, fiziksel olarak sürekli hareket halindesiniz. Bu da kıyafetinizi, saçınızı, kişisel bakımınızı fazlasıyla etkiliyor. Ama İstanbul’dan bakıldığında asıl kastedilen yapılan işler; tarlada, fabrikada nerede ihtiyaç var ise el atmak zorundasın, bu toprağı çapalamak da olur, ağır yük taşımak veya kazan tamir etmek… İşin karşısında herkes eşittir.

Arkadaşların, çevren nasıl karşıladı bu yeni kariyer planını ?

Yakın arkadaşlarım, zeytinyağı işini ele alacağımı, çok büyük planlarım olduğunu söylediğim günden beri gelişmeleri biliyor, beni çok destekliyorlar; ama sanırım onlar da benim İstanbul’u böylesine terk edip, işin bu kadar detayına ineceğimi düşünmemişlerdir. Genel çevremde de ilk tepki “hiç de öyle bir tipe benzemiyordun, çok şaşırdık” oluyor ama olumlu anlamda. “Zeytinyağı denince aklıma sen geldin” diye başlayan bir sürü mesaj geliyor ve peşinden çok değişik kapılar açılıyor; maddi manevi çok güzel kazançlarım oldu ve bunların hepsi hayatıma bir şekilde dokunmuş insanlar sayesinde gerçekleşti.

Ne zaman bu işi öğrendim dedin ? 

Demedim, diyemiyorum da. Çünkü “bu iş” dediğim kısım benim için hep büyüyor, yeni dallara ayrılıyor ve öğrenmem gereken bir sürü alan çıkıyor. Yıllardır İstanbul’da bambaşka bir dünyada yaşamışım. Burada yanımda olan, işlerimizde destek olan köylülerden öğrenecek çok şey var. Bazen pratik uygulamalar teorik uygulamalardan daha yapıcı olabiliyor. Ayrıca mevcut durumda çözüm üretemediğimiz bazı sorunlarımız var, mesela bir konu var ki üzerine yapılan çalışmaları literatürleri okuyorum ama şimdilik bir sonuç yok. Bunun yanı sıra hava şartları nasıl olacak bilemiyorsun, böcek sorunu olsa ne yaparım bilemiyorsun. Bazı şeyleri de yaşadıkça öğreneceğim…

Çanakkale bölgesi şehir göçmeni çok sayıda kişiye ev sahipliği yapıyor.  Seninle temasa geçen oldu mu hiç ?

Buralarda kimsenin benden haberi yoktur sanıyordum, ta ki bir gün eski bir köy muhtarı ile tanışana kadar. İstanbul’dan gelen ve onun köyünde fabrika kurmak isteyen bir aile benden bahsetmiş, o da etrafa sorup soruşturmuş, herkes merak etmiş, gelip bizim fabrikaya bakmışlar, buluşmuş olduk. Ayrıca popüler tatil bir bölgesi olan Bozcaada’ya çok yakınım. Bu sebeple bir şekilde benden haberdar olan kişiler iletişime geçiyor, buluşuyoruz ve çevrelerindeki insanlar da bu sayede beni bulmuş oluyor. Etrafımdaki bir çok kişinin buralara gelmeyi arzu ettiklerini ama cesaret edemediklerini görebiliyorum. Keşke gelseler, tüm kalbimle sayımız artsın istiyorum.

Zeytin – zeytinyağ işine girmek isteyenlere neyi tavsiye edersin. Nasıl başlamlı ? Arazi bulma… Zeytinlik alma… Şehirde ciddi ciddi bu işi düşünenlere ne söylersin ?

Bu kesinlikle bir hobi değil. Çok emek isteyen ve yıl içinde organize olunması gereken bir iş. Hasat zamanı zeytinlerin toplanması ile başlayan, ağaçların budaması, bakımı ile devam eden özenli bir süreç. İyi bir ekip kurmalısınız, ama bu bölgede ekibin sürekliliği de ayrı bir sorun. Dolayısı ile ağaçlarınızla ilgilenebilecek, mahsulünüzü toplayabilecek kadar kendinizi eğitmelisiniz. Fabrika kurmak gibi büyük yatırım yapılacaksa kesinlikle fabrika sahipleri ile görüşsünler, çünkü sorunlar hep aynı ve yılların tecrübesi ile bazı olumsuz durumlara nasıl uyum sağlayabileceğimizi öğreniyoruz.3

Nasıl bir iş modeliniz var. İşin ne kadar içindesin. Aile olarak nasıl bir iş bölümünüz var?

Biz işin hem tarım hem de sanayi kısmındayız, bu sebeple iş yoğunluğumuz çok fazla ama bölgemizin genelinde de olduğu gibi iş gücümüz eksik. Bu sebeple her alanda işin içindeyim. Fakat kimya mezunu olmam sebebiyle; zeytinyağı üretim aşaması benim özel alanım diyebilirim; ürünün kalitesi, zeytinyağı sıkım süreci ve fabrikanın işleyişi. Bu yılki hasat zamanı ise toprak kısmına daha çok ağırlık vereceğim, çünkü ürün gamımı genişletmek adına zeytinlerin başında durmam şart. Zeytin dışında ise bostandaki diğer ürünlerimizle ve yumurta üretimimizle yakından ilgileniyorum.

Bir günün nasıl geçiyor ?

Zeytin hasat zamanı sabahtan akşama kadar zeytin toplanıyor. Fabrika ise tam bir curcuna oluyor, zeytinlerini toplayan çiftçiler uzun kuyruklar oluşturuyor, kantarda tartılıp kayıt işlemleri yapılan zeytinler çok bekletilmeden sıkıma alınmaya çalışılıyor, çıkan yağlar numaralandırıyor, bu esnada makinaların sorunsuz çalışması, ısı kontrolleri yapılması lazım, kısacası sabahtan akşama kadar yoğun ve fiziksel açıdan son derece yorucu bir mesai. Zeytin sezonu dışında ise işler daha çok günlük belirleniyor. Gelen siparişlere göre şişeleme yapılması, ürün geliştirme gibi ofis saatleri içinde çalışma. Bazı rutin işler var mesela; sabah hayvanlara yem vermek, bostandan olgunlaşmış sebzeleri toplamak.  Aslında İstanbul’daki arkadaşlarımla aynı saat dilimlerinde çalışıyorum, sadece onların işe gidiş geliş sürelerinde ben denize giriyor oluyorum sonra da hızlıca işe geçiyorum. Burada trafik yok ve her yer çok yakın.

“Bir gün umuyorum ki yan bahçeme komşu gelen benim gibilerle ele ele verip, beraber üretmek, üretenin hak ettiği karşılığı aldığı, insan sağlığının ön planda olduğu bir düzen oluşturacağız.”

Orada en çok neye küfür ediyorsun ?

Genel olarak iş gücünün eksikliğine çok sinirleniyorum, insanların büyükşehirde mutsuzlukla dolu hayatta ısrar edip buralara gelmemelerine anlam veremiyorum. Burada makinaları kullanan az sayıda kalifiye usta var ve yenileri yetişmiyor. Gelen de öyle nazlı oluyor ki, inanılmaz yüksek paralar alıyorlar ve bakıyor işler çok yoğun, çantasını kapıp gidiyor. Çok olmuştur sezon ortası operatörsüz kaldığımız, tek hat ile çalıştığımız. Öyle zamanlar oluyor ki senin fabrikanda casus olarak işe başlıyor makinanı bozuyor, deviri düşük tutup daha az verimle çalışmanı amaçlıyor. Daha neler neler…
Bir de çok lezzetli ve cinsi çok güzel incirimiz var zeytin bahçelerimizin birinde. Birileri o ağaçtan incir çalıp duruyor, buna gerçekten küfrediyorum. Perşembe günü pazar var, orada satıldığına dair ihbar aldık, bu yüzden çarşamba akşamı incirleri toplayacaklarını tahmin ettik, ama dakikalarla kaçırmışız. Doğru iz üstündeyiz, yakında bulacağız kim olduğunu 🙂

Bölgenin ana geçim kaynağı zeytin. Fabrikanıza da çok sayıda insan gelip gidiyor. Köylüyle iletişimin nasıl?

Ben bu bölgeye yabancı değilim, köylüler arasında çocukluğumu bilenler var. Konumuz zeytin ve zeytinyağı olduğu sürece iletişim problemim hiç olmadı.

İstanbul’la ilişkini elbette kesmemişsindir. Nasıl bir trafik var şehirle aranda?

Kesmedim, kesmeyi de düşünmüyorum. Eğer İstanbul’u hayatımdan çıkarırsam, oradaki çevremi kaybeder, dinamiklerini, gelişmelerini takip edemezsem; bölgem adına zeytinyağı sektörü için planladığım her şeyden kopmuş olurum. Hedef pazarımız İstanbul ve benim bu pazarda bulunan ürünümün piyasasına hakim olmam, kontrolünü sağlamam gerek. Aksi halde süregelmiş düzene dahil olurum; üretici / çiftçi işin ağır yükünü çekip doğru dürüst maddi kazanç elde edemezken, aracılar kazanmaya devam eder. Bir diğer sebebim de; ben İstanbullu’ya anlatmak istiyorum, ne yiyorsun, o yediğin ne kadar saf, nasıl üretiliyor, bazıları ne tip hileler yapıyor gibi… Onlar en büyük tüketici ve bu şekilde bilinçsiz olmaya devam ederlerse, bizler gibi topraktan üretimin önemi için savaşanlar yok olacak.

3 senedir bu iştesin… Geleceğe dair neler hayal ediyorsun ?

Ben kendi bölgemde, zeytinyağı üreticiliği adına bir kıvılcım yaratmaya çalışıyorum, şu an anlatarak, zamanı gelince gösterip beraber tecrübe ederek. Bir gün umuyorum ki yan bahçeme komşu gelen benim gibilerle ele ele verip, beraber üretmek, üretenin hak ettiği karşılığı aldığı, insan sağlığının ön planda olduğu bir düzen oluşturacağız. İşte o zaman hepimiz için aydınlanma olacaktır. Tek korkum ise bunun çok uzun sürmesi ve benim fiziksel olarak gücümü kaybetmem.

Bir Soru Sorun

yorum