Hayalim Bi' Çiftlik

Mutlu Tavukların Çiftliği… – Diyarbakır

Diyarbakır, Bismil’de yeni bir yaşam… Evet bu mümkün…

Türkiye yakın tarihinin en zorlu zamanlarını yaşıyor belki de…  Diyarbakır da o zorluğun merkezindeki kent bugün… Olan bitene uzakta olan bizler için, yaşananlar, televizyonlara yansıyanlardan ibaret belki ama bölgede yaşayanlar için bu, dışında kalması güç bir çember…

Çiftçiler için bile…

“Buranın en önemli gelir kaynağı pamuk ve mısır. Ancak mısır ekiminde de problem çıkacak gibi görünüyor çünkü güvenlik nedeniyle yeni bir karar alındı. Mısır’ın boyu 3 metreyi aştığı ve örgüt militanlarına kamufle olma imkanı verdiği için mısır ekimi belli bölgelerde yasaklamış durumda… Diyarbakır’dan Batman’a kadar yol boyunca belli bir mesafede mısır ekimi yasaklandı.”

4 yıl önce doğduğu topraklara dönen Fatih Ata’nın verdiği bu bilgi, bölgedeki güvenlik önlemlerinin, tarım sektörünü bile nasıl etkiler hale geldiğini ortaya koyuyor.

Peki tüm bu olumsuzluk çemberine nasıl mutlu bir hayat kurulur ?

Bu sorunun cevabı Fatih Ata’nın her gün mutlu hayvanlarla birlikte yaşamasında olmalı…

Diyarbakır’a 60 kilometre mesafedeki Bismil’de, 4 yıl önce yeni bir yaşam kuran Fatih Ata, bugün 45 dönümlük bir arazide, mutlu “kanatlı hayvanlarıyla” birlikte yaşıyor. Geçim kaynağı olan gezen tavuklarından elde ettiği gelirle hayatını sürdürüyor.

Kendisi gibi renkli olan bir dolu yumurta bugün onun geçim kaynağı…

H.B’.Ç: Nasıl başladı hikayeniz, Fatih Ata kendini Bismil’de nasıl buldu ?

Beyaz yakalarda ünvan bitmez… Sene 2010, İstanbul’da özel bir ithalat firmasında genel koordinatörüm. Toprak, su ve hava analizi yapan cihazları Türkiye’ye ithal ediyorduk biz… Yaklaşık 50 tane firmanın Türkiye’deki özel distribütörlüğünü yapıyorduk ve elbette ilgili tüm bakanlıklarla da çalışıyorduk. Bu çalışmalar sırasında topraklarımızı nasıl mahvettiğimizi öğrendim. Suyu, havayı… Bu bilgi bir zaman sonra insanı rahatsız etme noktasına kadar varıyor. Diyarbakır’da topraktan iş için birazcık numune alayım istedim. Aldığım numuneleri bir üniversitenin laboratuvarında analiz ettirdim. Gördüm ki, topraklarımızda organik madde hiç kalmamış. Bir öğretim görevlisi bana “bu topraklarda nasıl tarım yapıyorsunuz” diye sordu. Bunun yanıtı kimyasal gübre… Gübre, ilaç ve tohum…

Benim ailem çiftçi kökenli. Biz topraklarımızı nadasa bırakırdık, ardından göçerler gelir, hayvanlarını araziye salar, böylece topraklar üzerinde otlayan hayvanların gübresi sayesinde güçlenirdi. Ancak 80 lerden sonra kimyasal gübre kullanılmaya başlanması toprağın tüm organik yapısını öldürdü.

Profesyonel yaşantımdaki konumum sayesinde bunları teker teker öğrendim. İşte bütün bu veriler sizde “ben ne yapıyorum” duygusu uyandırıyor.

Buna ek olarak bir gün işyerinde yaşadığım bir problem, bir yalan… Kendi kendime dedim ki ben bunu çekmek zorunda değilim… Kendi kendime “niçin çalışıyorum” dedim… Yemek, içmek, gezmek ve eğlenmek… Tamam İstanbul’dayken iyi para kazanıyorsun, ama ay sonunda baktığın zaman eksidesin… Örneğin 10 birim para kazanıyorum diyelim.. Bir bakıyorsun bunun beş birimi yemeğe gitti.  Kalan 2-3’ü kiraya, elektriğe gidiyor. Kalanı da kitaptı, konserdi derken, elime bir bakıyorum hiçbir şey kalmamış. Bu birikimler yarık arayan magma misali… Tüm lavlar bir anda fışkırdı. “Ben işten ayrılıyorum” dedim. 31 yaşında istifa ettim. 

Annem Ankara’da yaşıyordu o sırada. Onu aradım “anne dedim, ben istifa ediyorum”“Demek ki vakti gelmiş” dedi. İlk önce ben geldim Diyarbakır’a… Sonra annem…

“87 tane civciv benim çiftliğimde dünyaya geldiler. 21 gün sonra yumurtadan çıktılar. Onlar yumurtadan çıktığı gün “artık benim bir çiftliğim var” dedim kendi kendime…”

H.B’.Ç: Yıllarca düşünülüyor bunun için. Ve gerçekleştiriliyor. Ama bu yeni yaşamda geçirdiğiniz ilk gece en zoru olmalı değil mi ?

İlk gece zordu, uyumadım, diyebilirim. Bütün gece “ben doğru mu yaptım” sorusunu kendime sordum. Hiçbir şey bir anda olmuyor. Hadi ben geldim, yerleştimle olmuyor. 

Burası hiç öyle programlı hareket edebileceğiniz bir yer değil… Siz çalışacağınız kişiye “sekizde burada ol” dersiniz, o 10’da gelir. Buranın kendi zamanı vardır. Adam sana kapı yapacaktır mesela, pazartesi gününe söz verir; o pazartesi, iki pazartesi sonra olur . O yüzden ilk sabah, ilk günler spontane bir şekilde ilerledim. İlk bir buçuk ay evimi yapmakla uğraştım. Her sabah güneş doğunca buraya geldim. Çamurlar içinde, çuval içine girerek çalıştım. 

Bir de geleneksel ve modern çatışması her zaman sıkıntı olmuştur. Bir de burada peşin parayla iş yapılmaması gerektiğini öğrendim. Ben normalde peşin para ile çalışmayı severim. Ama burada peşin verirsen seni sallıyorlar.

H.B’.Ç: Peki tavukçuluğa nasıl başladınız ?

Ben kanatlı hayvanlardan oldum olası hoşlanmışımdır. Birkaç arkadaşımla iletişime geçtim “bana yumurtalarınızdan yollar mısınız ?..” dedim. “Tamam” dediler yolladılar. Ben bir kuluçka makinası edindim. Mavi tavuklardan, orman tavuğu denir bunlara, onlardan edindim. Bu hayvanlar Türkuvaz renkli yumurta veriyorlar. Benim herkesin yaptığını yapmamak gibi bir huyum vardır. Ayrık otu derler bana.… Farklı olmak istedim.

87 tane civciv benim çiftliğimde dünyaya geldiler. 21 gün sonra yumurtadan çıktılar. Onlar yumurtadan çıktığı gün “artık benim bir çiftliğim var” dedim kendi kendime… Tabi bir anne edasıyla onlara bakmaya başladım. Günün 10 – 12 saati… Onlar için solucan çıkardım, çekirge avladım… Adeta kiralık katil gibi… Civcivlerime yem bulmak için elimde kürek, “bakalım bugün hangi solucanları bulacağım” diyerek çalıştım. 

Kendi kendime doğal bir şekilde beslenmeye başladım. Bu arada zaman geçti. Günde 60-70 tane yumurta toplamaya başladım. Tamam… Yiyorum, eşe dosta da dağıtıyorum ama bitmiyor. İstanbul’daki arkadaşlarımı aradım; “size kargo gönderiyorum” diye… Ancak 3, 4 gönderi sonra “Fatih sen bize bunu yolluyorsun ama biz bunu satın almak istiyoruz” dediler. Yoksa yollama, kabul etmeyeceğiz dediler. Her şeyi onlar belirlediler aslında, fiyatını dahi… Hala da kapalı devre bir satış sistemim var. Çok fazla müşterim olsun peşinde değilim. 50 kişilik bir sistemim var.

Nasıl oluyor ? Benden ilk önce tavuk satın alıyorlar ister 1, ister 2, ister 3… Sonra da bunu yetiştirmem için bana aylık para ödüyorlar. Ben de onlara kendi tavuklarından çıkan yumurtaları, ama haftada bir, ama iki haftada bir yolluyorum. Bu hayvanları onlar adına besliyorum. 

H.B’.Ç: Her yeni başlangıç güçtür. Sizin nasıl başladı. Nasıldı ilk yılınız ?

Neyle mücadele ettiğinizi bilmiyorsanız yıpranıyorsunuz. İlk bir sene çok yıprattım kendimi… Hatta öyle ki uykusuzluk noktasında… Şehirdeki fiyat limitlerine alışmış insanlara, piyasanın belirlediği fiyatlar dışında rakamlar söylemek… Bu konuşmalar sırasında oluşan pazarlıklar, beni geride bıraktığımı düşündüğüm şehire ait bir mücadele içinde olduğumu hissettirdi. Sonra kendi kendime, “niçin mücadele ediyorsun” dedim. Daha kaliteli bir yaşantı için… Ne yapmamaya karar verdim; İnsanlara bir şeyler anlatmak için kendimi paralamamaya… 

Kurduğum kapalı devre dağıtım sistemini daralttım. Benim ürettiğimi, gerçekten almak isteyen daha az insana ulaştırıyorum bugün.

Daha çok yeni… Sistemime yeni dahil olan bir müşterime ürün yolladım. “Hayatımda yediğim en iyi tavuk bu olsa gerek” dedi. Bir başka müşterim yediği tavuğun, 45 yıl önce anneannesinin elinden yediği tavuğu hatırlattığını söyledi. Bir başka müşterim ilk defa tavuk yaptığında mutfağının balık kokmadığını söyledi.

H.B’.Ç: Peki başardım dediğiniz an hangisiydi ?

Beni hiç tanımayan bir müşterim vardı. Ona 12 tane tavuk için fiyat verdim ve o bana “hayır” demedi. Ben o zaman “başardım” dedim. Ne anlamda başardım; para değil de orada mevzu, işini hakkaniyetle yaptığını birinin kabul etmesi… Bu da sana bu işi başardığını hissettiriyor.

H.B’.Ç: Büyük hayal kırıklıkları da yaşamış olmalısınız ?

İlk senemde büyük bir kayıp yaşadım. 250 civcive ulaşmıştım. Yedinci ayda bir tilki bir gecede 87 tane civcivimi boğdu. İlk gelen hayvanlarımın tamamını boğdu. Bir sabah kalktım, bahçeye çıktım yerde bir tane hindi yatıyor. “Bu sıcaktan öldü” herhalde dedim. Sonra kafamı çevirdim bir tane daha… Bir tane daha… “Hayır” diye haykırdığımı hatırlıyorum. Bildiğiniz katliamdı. Her yerde ölü hayvanlar düşünün… Bu insanın canını o kadar yakan bir şey ki… Omzumda uyuyan bir tane horozum vardı, Martı Jonathan adında… Tüm sürüden bağımsız bir varlıktı… Hayvan bile diyemiyorum ona… Onu gördüğüm zaman yerde cansız bir şekilde gözümden yaş gelmeye başladı.

Yani böyle şeyler de oluyor tabii: tavuklar çiftlikte gezdiği için bir şahin gelip gözümün önünde bir tanesini kapabiliyor. Sanki burası bir süpermarketmiş gibi ( Kahkaha atıyoruz )

Mesela benim yılanlarım var, onlar gelirler, yumurtalardan alırlar. Ses çıkartmıyorum ama… Bunu kabullendim artık…Ben hala burada bir hayvan öldürmüş değilim. Benim hala bir silahım yoktur. İnsanlar “niye öldürmüyorsun” dediler. Nasıl öldürebilirim ki? Ben gelip onların ortamına bir ev kurmuşum. Ben o yılanı öldürürsem, o şahini öldürürsem fareler çoğalacak… Bu bir döngü… Farkında değiliz ama ciddi bir döngü var. Ben ancak daha kurnaz olabilirim. Nasıl? Daha korunaklı bir yapı yaparım. 

H.B’.Ç: Peki ya sosyalleşme problemi ?

Sosyalleşme problemi yaşamıyorum. Çok fazla aramıyorum çünkü… Arkadaşlarımı dostlarımı çok özlediğim zaman İstanbul’a gidiyorum. Diyarbakır’dan günde sekiz tane uçak kalkıyor. Bazen kendi kendime sebep yaratıyorum; mesela büyük sipariş aldığım zaman kendim götürüyorum. Kışın çok fazla iş olmadığı zaman Diyarbakır’a gidiyorum. Bir tango kursu var ona katılıyorum. Çok yorulmuşum insanlardan ya… Bu seviyede kalması benim kendi tercihim…

Ben mutluyum, kendime vakit ayırabiliyorum kitap okuyabiliyorum. Geç kalmışlık hissine sahip olduğum hala binlerce kitap var. Bu arada yazı yazıyorum bolca… Öykü yazıyorum…

H.B’.Ç: Çiftlikte en çok ne kızdırıyor sizi, en çok neye küfrediyorsunuz ?

Burada en çok elektriğe küfür ediyorum, teknolojiye küfrediyorum. İnternetin olmamasına küfür ediyorum. Çok isterim ki bir kamera koyayım ve insanlara yumurtalarını aldıkları tavukları göstereyim. Güven konusunda insanların çok fazla suistimale uğradıkları bir çağda yaşıyoruz. İnsanların benim gördüklerimi görmesini istiyorum.

Benim mesela elektriğin kesildiği zamanlarda kalkıp civcivlerin yanına sıcak su kaynatıp, gecenin kaçı olursa olsun, koymam gerekiyor. Onların yaşamları için bunu yapmam gerekiyor. Elektrik ve buradaki hayat birbirine çok bağlı bu nedenle… 

Elektrik yüzünden 400 tane ağacım yandı benim… Elektrik nakil hatlarında oluşan bir kıvılcım bahçeme düşerek ağaçlarımı yaktı. TEDAŞ kabul etmiyor tabi… “Kanıtla” diyor. Gel de küfür etme… ( Birlikte gülüyoruz )

H.B’.Ç: Bu hayali kuranlara ne tavsiye edersiniz ?

“Çiftçilik onlara göre mi ?..”  Bunu öğrenebilecekleri bir çitliğe konuk olsunlar, bir yere misafir olsunlar. 15 – 20 gün, 1 ay zaman geçirsinler. Kendilerini sınasınlar. Çünkü çok büyük zararlara uğruyor insanlar. Bunun yaşanmış örnekleri çok… Beyaz yakalıların en büyük handikapı bu: bütün mal varlığını taş evlere, beş para etmez tarım arazilerine kaptırıyorlar. Bu araziler kakalanıyor onlara… Tüm bunlardan kaçınmak için gitsinler bir çiftlikte staj görsünler.

H.B’.Ç: Yarınlar için neler hayal ediyorsunuz ?

Şunu istiyorum: işlerimi biraz daha yoluna koyup görmek, gezmek istediğim yerler var. Okuduğumda “orada olmalıyım” dediğim yerler var. Bunları görmek istiyorum. Ama bir zamanı var diyorum, nasıl buraya gelmenin bir zamanı vardıysa gezmenin de bir zamanı var diyorum.

Babasından kalan topraklarda yeni bir yaşam kuran 35 yaşındaki bu yeni köylü, bugün nasılsın sorusuna “mutluyum” yanıtını veriyor. Ancak modernle geleneğin çatışmasını o da hayatının her günü tecrübe ediyor. Hayat boyu edinilen bilgi ile taşınılan topraklardaki alışkanlıklar birbiriyle çatışma halinde olabiliyor çünkü… Belediye hizmetleri ile problemleri olan Fatih Ata bugün yeniden okula dönüp yerel hizmetler alanında önce yüksek lisans daha sonra da doktora yapma kararlılığında… Tüm bu çalışmalar için de bolca vakti var.

Diyarbakır Bismil’de ne istediğini daha iyi bilen bir şehirli çiftçi yaşıyor. Ona çiftçilikle hayatınızda ne değişti diye sorduğumuzda da yanıtı aynı kararlılıkta oluyor.

“İnsanlara karşı artık çok netim. Hayatta artık ne istemediğimi biliyorum. Beni huzursuz edecek insanları çevremde istemiyorum. Hayatından şikayet edip bunun için bir şey yapmayan insanları hayatımdan çıkarıyorum. Gerçek manada emek vermeyen insanları hayatımdan öteliyorum.”

Fatih Ata’ya bu 4’ün onun için ne ifade ettiğini sorduk:

Tavuk : Doğurgan

Yumurta : Yeni bir yaşam

Anne: Birey olmamı sağlayan yegane varlık.

Şehir: Kaos

Bir Soru Sorun

yorum