Hayalim Bi' Çiftlik

Yabanda Varolma… – POSOF

Sınırda bi’ çiftlik hayali nasıl gerçek oldu ?

Bu Çiftlik hakkında…

  • Arıcılıkta en korkulan şey ne ?

  • Ayılarla mücadeleye nasıl alıştılar ?

  • Posof’ta çiftlik hayatının artıları neler ?


♦ Gitmeyi düşündüğünüz topraklarda siz aslında yalnızca kiracısınız. Satın alacağınız toprağın gerçek sahipleri üzerlerinde yaşayanlar. Sizin onlarla yaşamaya hazır olmanız, kuracağınız yeni hayatın devamlılığı için çok önemli bir faktör.

Ardahan’ın Posof ilçesinde arılarla bir çiftlik düşleyen Erdoğan çifti, bu yola çıkarken, başka bir hayvanın daha hayatlarında bu kadar etkili olacağını düşünmüşler miydi acaba ?

Posof, Erzurum’dan Gürcistan sınırına uzanan, Türkiyenin ilk yaban hayatı koridorunun bitiminde yer alıyor.

Ardahan iline bağlı Posof, Ahıska Türklerinin Şavşatla birlikte kadim adresi… İlçe kültürel olarak da tabiat olarak da Şavşat’a ikiz kardeş kadar benziyor. Doğu Karadeniz ikliminin hakim olduğu bu yemyeşil sınır ilçesi, sınır yerleşimlerinin kaderini paylaşmış. Coğrafi şartlar nedeniyle bugüne dek çok göç vermiş. İlçede kalanların çoğu bugün ya arıcılık ya da hayvancılıkla uğraşıyor.

Osman Erdoğan, 10 sene önce Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ağır silah uzmanı olarak emekli olmuş bir albay… Onun ve eşinin güneyde bir emeklilik yerine burada bir arı çiftliği kurmuş olmaları, her ne kadar Posof’lu olsalar da, sıradışı… Yakını asker olanlar bilecektir; emekli bir ordu mensubunun, orduevi imkanlarından uzak bir “emeklilik” yaşaması hiç de alışıla geldik bir durum değil.

Şehirli çiftçilerin emeklilik fikrini kafasından çıkarmış, her türlü mücadeleye hazır kişiler olduğu bir kez daha kanıtlanıyor bu.

Safiye – Osman Erdoğan çiftinin arılığında ilk dikkat çeken şey güvenlik… Ama bu bir şehirli olma halinin, alanını belirleme ihtiyacının sonucu değil…  Burada güvenlik bir zorunluluk.

Safiye Erdoğan, son ayı ziyaretiyle başlıyor anlatmaya :

“Geçtiğimiz hafta eşim Kars’taydı. Sabah erkenden arılığa geldim. Baktım üç tane kovanı (ayı) halletmiş. Aradım çitin herhangi bir tarafında hasar yok. Ama arılığa bitişik ağacın dalları kırılmıştı. Ağacın yanına varil koymuştuk, herhalde bu varillerden tırmanarak indi. Ertesi gece de beklemeye geldik nitekim gelmedi. Biz arılığın etrafını çitle çevirdik. Çevirmeseydik bu kovanların burada kalması mümkün değil.”

Bu çiftin, 10 yıllık arıcılık serüvenlerinde, defalarca tekrarlanmış bir olay bu… Tüm araziye yayılmış bir kaç yüz boz ayı buradaki yaşamın bir gerçeği.

“Korkum yok, çünkü ben ona zarar vermedikçe o da bana vermez. İnsanlar ormana gidiyor, suyun bulunduğu yerlere gidiyorlardı ancak şimdi korkudan gidemiyorlar. Ayılar çoğaldı, zaman zaman zarar veriyorlar. Ama ben korkmuyorum. Ben onun canını acıtmadığım sürece o bana zarar veremez. Asker eşi olarak çok yalnız kaldım, korkuyu bilmiyorum. Korku hissetmiyorum.”

Safiye Erdoğan, “dağına göre kar” sözünün vücut bulmuş hali tam anlamıyla. Yeşilçam Sokağı’nın unutulmaz karakter oyuncusu Aliye Rona’yı akıllara getiren, sert, ama bir taraftan da samimi, kucaklayıcı bir görüntüsü var.

Onların hayatına misafir olan, bu kararlı kadının yön verdiği bir yaşantının içinde olduğunu anlıyor. Albay emeklisi eşi Osman Bey’i, ordunun emeklilik konforundan uzaklaştırabilecek denli kararlı…

70’lerinin ortasındaki eski asker, yeni arıcı da bugün burada oldukça mutlu görünüyor.

“Başlangıçta çekiniyordum hakkaten bir arı soktuğu zaman balon gibi oluyordum, şişiyordum. Fakat şimdi öyle değil. Günde yirmi tane soksa artık öyle bir problem olmuyor. Grip bile olmuyorum”

Hamama giren terler gibi bir şey bu. Arılığa sık giriyorsan ya sokulmuşsundur, ya da sokulacaksındır.

ARILARIN DÖNGÜSÜ

1500 metredeki Posof,  Türkiye’nin arıcılık konusunda en önemli birkaç bölgesinden biri. Kafkas arısı olarak bilinen türün gen merkezi burası. İlçenin hava sahası yabancı arılara her daim kapalı. Dışarıdan giriş, buradan çıkış yasak.

Erdoğan çiftine ait her bir kovandaki yaklaşık 50 bin arı, kovan döngüsünü sağlamak için tek vücut olarak çalışıyor. Tarlacı arılar bala dönüşecek nektarlar için uçuş platformundan havalanırken, geri dönenler, özel bir dansla, en lezzetli çiçeğin tam mesafesini diğer tarlacılara bildiriyor.

Kovandaki erkek arılar tarafından döllenen, ana kraliçe ise her gün 2000 yumurta bırakarak bu döngünün devamını sağlıyor.

Safiye Osman Erdoğan çiftinin, yem yeşil bir doğanın tam ortasına kurdukları arılık yalnızca ayıların değil bir çok şehirlinin de ilgisini çekiyor. Yaklaşık 5 dönümlük alandaki 200 kovandan elde ettikleri bal internet ve tanıdıklar aracılığıyla siparişlere dönüşüyor.

İlkbahardan yaz sonuna kadar süren hareketli günler kadar, bekleyişle geçen uzun günlerin de bulunduğu bir süreç yaşıyorlar her sene…

“İlkbahardan başlayayım” diyerek söze giriyor Safiye Hanım;

“Burada devamlı bulunan arıcılar şubat ayı geldiğinde sıcak havalarda kovanları açarlar bakarlar. Bal eksikliği varsa takviye ederler. Bizim o şansımız olmuyor. Şubat ve mart aylarında burada olmadığımız için biz bakamıyoruz. Biz napıyoruz; sonbaharda ilaçlamasını yaptıktan sonra içinde arı eksikliği varsa yiyecek eksikliği varsa onu tamamlıyoruz.  Yiyecek verdiğimiz halde artı üzerine kek, satılan kekler var ama biz dışarıdan almayız. Arıdan aldığımız baldan yaparız. O keki bir buçuk iki kiloya yakın sonbaharda çerçevelerin üzerine koyarız. Martın sonunda geliriz geldiğimizde arılarımız bıraktığımız besinleri yemiş olur. Hastalık varsa onu iyileştirmeye çalışırız, anası eksikse onu tamamlarız.

Nisanın sonuna doğru çerçevelerden yumrutalar çıkar ve mevcut çoğaldıkça biz onlara şurup veririz. Arı çoğaldıkça ballık atarız. O da arıyla dolmuşsa üçüncü katı atarız. Güzel bir sene geçiyorsa bal taşımaya başlar ve iki ballığı da doldurabilir. Her zaman iki ballığı doldurup da yirmi çerçeve bal alıcaz diye bir şey yok. Bazen 5 çerçeve alırsın, bazen 3 çerçeve alırsın ama güzel bal verdiği zaman, iki sene ardı ardına bal getirmese bile o sağdığımız bal bizi mutlu etmeye yeter.

Haziranın on beşi, temmuz on beşi arasında bal akımı olur. Ondan sonra kovanları yükseklere götürürseniz bal akımı devam eder. Bal akımı bittikten sonra mutlaka ballıkları çekmek gerekir yoksa ballıklardan alt katlara kuluçkalara balları çekmeye başlarlar. O sezonda ballıkları toplarız ama toplarken de çok dikkat etmemiz lazım; yağmacılığa meydan vermemek için. “

Yağma, arılığın döngüsü içinde ayıdan bile tehlikeli bir düşman.

“Arıcılığa yeni başlamıştım, ikinci yıldı. Arılarımızı eşimizin köyüne götürdük, buradan daha yüksekti. Bal sezonunu orada geçirmek istiyorduk. Bir gün gittim, yağma var, önleyemedim. Ne yaptıysam önleyemedim. Sirkeli su dediler yaptım, su püskürtüyorum imkanı yok, tütsü veriyorum… Hiçbir şey ile baş edemedim. Artık oturdum ağladım. O zaman 60 kovanımı kaybettim..”

Arıcılık yapmak isteyen şehirli çiftçilerin unutmaması gereken sözler bunlar;

“Sonra merak ettim; nedir bu yağma diye… Kovanın kapağını açamıyorum, önleyemeyeceğim, hepsi bitecek diye. Bir iki üç kovana baktım ve anladım ki yeni yaptırdığım kovanlar vardı. Kovanları yaş ağaçtan yaptığı için kuruyunca aralanmış. Aralandığı için onu propolis’le kapatamamış, yarık çok büyük. Ondan dolayı bal kokusunu almış. Ve bütün arılar oraya hücum edince, o ayaklarıyla da hepsine yaydığı için bütün koloniyi yağma sardı. Resmen bir savaştı.”

Ama insan hatasından ama doğanın döngüsünden…

Ne kadar kitap sayfası çevirmiş olursan ol, bazı bilgiler ancak yaşayarak ediniliyor. Toprakta var olabilmek bir yandan da böyle moral yıkıntılar karşısında ayakta kalabilme becerisine bağlı.

İyi bir sezonun keyfini ise “başka bir mutluluk” olarak tanımlıyor Safiye Hanım,

“Hiç bal sevmememe rağmen, inanın yarım çerçeve balı bir oturuşta yiyebilirim. O sıcak bal hem lezzetlidir. Evet, insanı çarpar da ama lezzeti çok daha farklıdır. Bir hafta on gün sonra yemek gibi değil, sıcak sıcak aldığınız zaman o balın lezzeti çok daha farklıdır. Başka bir mutluluk, sevmesen o maskenin altında o sıcakta hele bu yaştan sonra çalışmam mümkün değil.”

EMEKLİLİK DEĞİL İŞ

Bu çiftçi karı-koca şehirden tam anlamıyla kopmuş değil. Özellikle kışın en kırıcı olduğu Aralık, Ocak ve Şubat aylarında, tatil için Posof’tan ayrılıyorlar. Bu yaşadıkları hayatın bir emeklilik olmadığının, aksine severek yaptıkları bir “iş” olduğunun kanıtı.

Posof’ta yaşayan bir ailenin önündeki tatil imkanları ise ister inanın ister inanmayın İstanbul’dakinden fazla. Sınır ilçe Posof’un gerçekten muazzam bir arka bahçesi var. Üstelik burada vize veya pahalı benzin sıkıntısı da yok.

Türkgözü sınır kapısından “nüfus kağıdı” ile çıktıktan sonra Gürcistan’ın başkenti Tiflis yalnızca 240 kilometre mesafede bulunuyor. Gürcistan, Azerbaycan ve hatta Kazakistan’a kadar vizesiz• seyahat artık mümkün. Osman Bey’in her hafta sınır ötesine geçip depoyu full’leyebilmesini sağlayan “ucuz benzin” de bu rotayı düşünmek için iyi bir sebep.

Çiftlik hayali kuran bir çok şehirli için Posof alternatifler arasında yer almıyor. Bu sınır ilçesinin Bodrum kadar şehirliyi kaldırması da mümkün değil zaten. Ancak Posof’u çok eskiden terk etmiş bir çok ilçeli bugün yavaş yavaş doğdukları topraklara geri dönüyor.

Erdoğan çifti başladığında 50 olan arıcı sayısı bugün 200’ün üzerine çıkmış. “Posof potansiyeli fark etti. Biz amacımıza ulaşmışız gibi geliyor.”

Safiye Hanım’ın sesinde başarmış olmanın tatmini tınlıyor.

Bir Soru Sorun

yorum

1 yorum